10 Ağustos 2013 Cumartesi

Bazen..


Bazen bırakıp gitmek istediğin onca şey arasında takılıp kalır ve ne yapacağını bilemezsin. Bir yanda vazgeçemediklerin; bir yanda vazgeçmek istemeyip de vazgeçmek zorunda kaldıkların…

Ne yapacağını bilemezsin!

İnsanlar gelir sonra. Oturup karşına sanki hiçbir şey olmamış gibi; sanki her şeyi çok iyi biliyorlarmış gibi akıl verirler sana. Akıl vermeleri bir şey değil de; yargılarlar ya! En çok o kanatır içini.

Kimse bilmez bir başkasının özünde ne yaşadığını. Başkaları için bir günahtır senin yaptığın; ayıptır, haramdır, yanlıştır! Oysa bilirsin ki; daha iyi bir seçeneğin olsaydı sende tercih etmezdin bu yolun sonunu.

Birileri için hep yanlış olanlar değildi benim doğrularım. Ama benim savunduğum gerçekleri gerçekten benim geçtiğim süreçlerin yarısından bile geçmeyen hiçbir insan da anlayamazdı.

Ben arkamı dönüp gittiğim onca yaşanmışlığın aslında hiç yaşanmamış olduğunu farkettim. Yaşım kadar değilmiş işte yaşadıklarım. Yani, yaşadığımı sandığım, inandığım her şey koskoca bir yalandan ibaretmiş.

Bu yaşınıza kadar inandığınız ne varsa, yalan olduğunu anladığınız o an var ya! Ah o an… 



Kendimi bu kadar yalnız hissetmemin elbet bir sebebi var. İnsanlar gelip geçiyor hayatımdan; ama bir yanım hep eksik. Sol yanımda bir şeyler eksik. Annesiz bir bebek gibi, babasız bir kız çocuğu gibi.

Öyle bir his işte.

Anlıyor musun?

Hani derler ya: “Dünyam başıma yıkıldı”

Şimdi bu ve buna benzer birçok cümle yetmiyor yaşadığımı anlatmaya.

Ruhum cebelleşiyor mutlu olduğumu sandığım 23 yılla. 

Yanlızlığıma, inançlarıma, beklentilerime…

Ağlamıyorum da…

Ağlayamıyorum da.

Ama çok koyuyor biliyor musun?

Böylesi en beter işkencelere bile bin basıyor.

Acıyan yanlarımın tarifi yok.

Bu yanlızlığın tarifi yok. Bu yolun sonu, bu yolun dönüşü yok!

- kubraslisen