4 Temmuz 2015 Cumartesi

Fenomen Lakaplı Reklam Köleleri Sizi!


Evet, sevgili okuyucu ben de buradayım. Bazen farkında olmadan, bazen bile bile ama buradayım. Kendimi ne zaman iyi hissetsem ellerim ister istemez bilgisayarımı açar ve ben başlarım yazmaya. Bugün de yazacağım. LGBT’yi, Sosyal Medya’nın Gücü’nü ve insanın içine dönmemesinin ne büyük bir aptallık olduğunu…  Bekleyin, birazdan geliyor…





Uzun zamandır etrafta gök kuşağı renkleriyle süslenmiş, resimler, bayraklar, pankartlar görüyoruz; LGBT’yi simgeleyen. Kimileri için çok ters, kimileri tarafsız, kimileri ise tamamen yandaş hiçbir ilgileri bulunmadığı halde. Ben konunun insani tarafına bakanlardanım; burası ayrı bir mesele.






Asıl dikkatimi çeken şey; bunca kargaşanın arasında kendisine rant sağlamaya çalışan insanlar. Türkiye’de bir olay olduğunda ve bu çok geniş kitlelere yayıldığında bakıyorum ki twitter, instagram fenomenleri meydana çıkmış. Siz hiç küçücük bir konuyu kitlelere yaymaya çalışan bir fenomen gördünüz mü? Ben daha göremedim. Olaylar büyüdüğünde birden ilgilerini çekiveriyor. Hemen karşı taraf savunucusu oluveriyorlar. Herkesin bir fikri vardır; buna saygım sonsuz. Ancak (kesinlikle dışladığımdan demiyorum yanlış anlaşılmasın.) sokakta bir erkeğin başka bir erkekle sarıldığını görünce “Ahahahaha ipne lan bunlar” diye dalga geçen insanların şimdi kalkıp da “LGBT” özgürlüktür demelerini çokta samimi bulmuyorum. Kaç kez bir lezbiyenle arkadaş oldunuz siz, kaç kez hayatlarına dahil olup onları dinlediniz. Kaç kez bir Trans gördüğünüz de öcüye bakar gibi bakmadınız be! Şimdi kalkmış burada sırf birileri sizi fark etsin diye gösteri yapıyorsunuz! Kardeşim siz kimsiniz ki aslında hiçbir şeyini bilmediğiniz bu insanları savunuyorsunuz. Yaptığınızın gösteriden başka bir şey olmadığının farkında mısınız?





Şimdi gelelim LGBT’ye. Dersen ki sen ne biliyorsun; ben şunu biliyorum insanların eğilimleri, tercihleri, hayatları, yaşam biçimleri, bir başkasının özgürlüğünü kısıtlamadığı, başkalarını rahatsız etmediği noktada beni ilgilendirmez. Bir insan benden farklı diye ona gözlerim yuvalarından çıkmışcasına bakamam “hahahaha tipe gel lan!” diyemem. Dolayısıyla onların da yaşama hakkının olduğunu gayet tabi düşünüyorum, ama nefes almaktan bahsetmiyorum; gerçekten yaşamaktan. Ancak konu şurada ayrılıyor okuyucu; oğlunun cinsel tercihin erkeklerden yana olmasını istemeyen bir annenin o yürüyüşü yapan insanlarla birlikte olmasını anlamıyorum. Elbette kimse istemez demeyin. Bu cümle ile şunun arasında fark vardır; “Elbette oğlum öyle olsun istemem ancak doğuştan eğilimi varsa ya da bir şekilde bunu tercih etmişse, ona evladım değilmiş gibi davranamam.” Diyen anne farklıdır. Ben bu iki tip arasındaki farklılıktan bahsediyorum. Ben bir insanın özgürlüğünün kısıtlanmasına karşıyım ve ben toplumun ilgisini çeken bir konuda “reklamın iyisi kötüsü olmaz” mantığıyla asıl fikrini bir kenara atıp sadece dikkat çekmek için orada burada konu hakkında atıp tutanlardan bahsediyorum…



İşte tam bu noktada sosyal medyanın gücü giriyor araya. İnsanların büyük bir kısmı sosyal ağlardaki takipçi sayılarını kontrol eder, çok takipçi iyidir çünkü getirisi olan bir şeydir. Bugün 1 milyonu görürsünüz yarın 5 milyonu veeeee bir bakmışsınız, eğlendiğiniz yerden para kazanıyorsunuz. Çünkü insanlar sizi samimi buluyorlardır ve dolayısıyla sizin önerdiğiniz bir şeyi alma ihtimalleri daha yüksek olacaktır. Bence de öyle. Ancak hiç düşündün mü be canım, sen doğallığını kaybettiğin zaman benim de sana olan inancım yok olmaya başlayacak…



Sosyal ağlar arasında en çok facebook ve instagramı aktif bir şekilde kullanırım ben. Resimler her zaman ilgimi çekmiştir çünkü. Facebook ise kurduğum paylaşım&yardımlaşma grubunun devamı için gerekli olan bir platform. Her neyse. Ben sosyal ağlarda ünlüleri falan öyle çok takip etmem, bir ya da iki kişi belki vardır, belki yoktur. Çünkü onların hayatlarının beni ilgilendirdiğini pek düşünmem, bir sanatçının kocasıyla nerede, ne yaptığını bilmemek bana bir şey kaybettirmez, ya da bunları bilmek beni mutlu edip, eğlendirmez…  Fenomenleri de takip etmem, dikkatimi çeken birkaç hesap vardır; samimilerdir, habire reklam vermezler, paylaşımları güldürür ya da düşündürür. Sonra sonra bir bakıyorum onlarda kölesi olmuşlar paranın. Takipçilerinden kazanır olmuşlar; kazansınlar kazanmasına da bunu bir zahmet abartmasınlar kardeşim. Ben zaten televizyonda, sokakta, radyoda, sinemada, parkta kısacası her yerde bir ton reklama maruz kalıyorum, bir de eğlenmek, araştırmak ya da sadece vakit geçirmek amacıyla olduğum bir platformda reklama maruz kalmak istemiyorum ki. Bırakın yakamızı kardeşim artık. Bırakın, tercihlerimizi kendimiz yapalım. Sokmayın artık gözümüze gözümüze bilmem neyin tişörtünü, bilmem kimin ayakkabısını. Biliyorum ben kullandığın ve memnun olduğun için değil sadece para kazanacağın için o paylaşımı yaptığını. Biliyorum ya tamam reklam alıyorsun. Al kardeşim al da bunu devamlı ve sürekli hale getirip, reklam sayfasına dönme be kardeşim. İnsanların sana güvenip, takip ettiği, paylaşımlarınla eğlendiği, düşündüğü bir yerde bir süre sonra mide bulandırmaya başlama be kardeşim!




Taktikleriniz güzel. Takdir ediyorum,  zekisiniz sayın fenomen. Ancak siz bir sanatçı değilsiniz. Siz bir ressam, müzisyen, dansçı ya da sporcu değilsiniz. Siz bilim adamı, yazar ya da yazılımcı değilsiniz. İnsanları, kitleleri peşinizden sürükleyebilmek için yaptıklarınız bazen sizi komik durumlara düşürüyor farkında mısınız? Sadece eğlence olsun diye girdiğiniz bir yere, bir süre sonra başka başka çıkarlar sokuyorsunuz. Herkes hak ettiğini alsın, herkes her şeyi kararında yapsın. Ama kimse kendini küçük dünyalar yaratmışçasına ortaya atmasın. Eleştirileri kaldıramayanlar hele. Bana gelip de ahkam kesmesin. Saygısızlığınız diz boyu ama işiniz iş değil mi? Herkes yolunu bulur da siz iflah olmazsınız!

Çok dikkatimi çekiyor bu insanlar benim. Belki bu onların başarısıdır. Bir şekilde dikkat çekmek; sonuçta iyisi ya da kötüsü olmuyor reklamın. Ama bir yerden sonra da mide bulandırmaya başlıyor ve böyleleri nedense çabuk unutuluyor.

Küçük dünyalarıyla harika yarattığını zanneden fenemenciklereydi bu sözlerim. Kim neyi üzerine alacak bilmiyorum ama zamanla fark edecekler koca bir kumsalda tek bir tanecik olduklarının. O zamanda yazacağım; nasıl unutulduklarını, neden unutulduklarını.


Şimdilik sevgiyle kal okuyucuyu.

Reklamsız bir platform ve eğlenceli günlerin olsun hep.

Papatyalar açsın yüreğinde ve hep gülümseyerek bak gökyüzüne.

Sen hep iyi kalbinle kal okuyucu.
Farklı kal ve farklı kıl…
İnadına.
İnadına.
Ve.
İnadına…



KübrAslışen