19 Ocak 2017 Perşembe

"Boşluk"

Selamlar Sevgili Okuyucu...

Bugünlerde evini özleyen bir insanım sadece... Neredeyse iki haftadır evinde doğru düzgün oturamamış bir insan...

Diğer insanları bilmem ama benim evim değerlidir. Dışarı çıkıp dolaşmak, gezmek... Evet, bunların da yeri ayrı ama her akşam dışarı çıkmak da beni bayıyor be kardeşim... Canım koltuğuma uzanıp miskin miskin televizyon izlemeyi özledim be...

Her neyse...


Şu sıralar yorgunum, halsizim... Biraz düşünceli, biraz kaygılı... Geçerli sebeplerim olmasına rağmen sevmiyorum bu hallerimi... Hiçbir sıkıntı uzun uzun düşünülüp, kendini sıkmana değecek kadar önemli değil. Hiçbir şey insan hayatından daha önemli değil...

Ne yapayım ki bazen engel olamıyorum bu hallerime... İçimden hıçkıra hıçkıra ağlamak geliyor... Sanki ağlasam tüm sıkıntılarım bitecek, tüm kalp çarpıntılarım son bulacakmış gibi... Öyle alıştırmışım ki kendimi gülmeye, güldürmeye... Şimdi içimin acısını atamıyorum bile... Ağlayarak, bağırarak ya da herhangi bir şekilde. Oysa insan denen canlının gülmek kadar ağlamaya, heyecan kadar sakinliğe de ihtiyacı vardır...

Benimse sadece susmaya ihtiyacım var. Biraz sessizliğe, biraz anlayışa, biraz durgunluğa... Şu sıralar mesela en çok istediğim şeydir; bir deniz kenarında oturup saatlerce o güzelliği izlemek... Ya da ne bileyim... Yanarken gözlerimin önünde alev alev bir ateş; ellerimi uzatıp avuç içlerimi ısıtmak ve oturup o ateşin başında saatlerce o renk değişimlerini izlemek... Belki de en çok istediğim şey dişlerimi sıkmadan bir gece uyuyabilmek, dişlerimi sıkmadan, kendimi sıkmadan ağlayabilmek; hiç utanmadan hem de... Kendimden bile utanıyorum oysa gözyaşlarım yanaklarımı ıslatınca... Kendime o kadar kızıyorum ki...

Yaptığım ya da yapacağım hiçbir şey içimdeki bu boşluğu, bu yalnızlığı, bu korkuyu geçirmiyor. İnsan gerçekten bu hayatta birine koşulsuz güvenmek istiyor. Birine güvendiğinde bu ömür boyu sürsün istiyor. Birine inandığında, inançlarını yıkmasın istiyor. Biri olduğunda hayatında; nefes almak istiyor... Ve tüm bu özellikleri içinde barındıran o biri gün geliyor en büyük yıkıntınız oluyor. Öyle derinden yaralıyor ki sizi; sadece ona değil dünyaya küsüyorsunuz. İnançlarınız kayboluveriyor birdenbire... Güvensizliğin ne demek olduğunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Mesela eskisi gibi gülemiyorsunuz en içten halinizle; eskisi gibi ağlayamıyorsunuz öyle...  Yani biri olsun istiyorsunuz ya o biri mutlaka oluyor ancak sonrasında bütün duygularınızı alıp sizden, ruhsuz bir insana dönüştürüyor sizi...

İşte bu yüzden ben de şimdi dilemekten, beklemekten yoksun biriyim. Şimdi ben sadece evini özleyen biriyim. Şimdi ben sadece biraz huzur, biraz samimiyet peşindeyim.  Ancak tüm bunlar arasında kimseye güvenemeyen şu halimden de yorgun biriyim...


Ne dersin sevgili okuyucu,  sence ben bu kadar kırgınlığın arasında, bu kadar yorgunluğun içinde bir kez daha inanabilir miyim hayata? Yıkılanları toparlayabilir miyim ya da kendime yeniden bir yol çizebilir miyim? Sahi okuyucu, sen hiç kendini dipsiz bir kuyuda hissettin mi? Hiç dik yokuşları nefes nefese tırmanırken, sigarana sarıldın mı? Ölmek ister gibi, ölür gibi... Sen uykusuz gecelerini açıklayabilecek bir cümle bulabildin mi? Gülerken belli belirsiz; içinden hıçkıra hıçkıra ağlamayı diledin mi? Sen hiç kalbinin en derininin sızladığını hissettin mi?

Her şeyi en dibine kadar yaşıyor olmak nasıl bir duygu? Her şeyi iyi görmeye çalışmak? İyi olmak? İnanmak? Güvenmek?

Ve sonrası nasıl güzel bir hayal kırıklığı...

Söylesene sevgili okuyucu yürüdüğüm hangi yolun sonunda ışığı görebilirim ya da ben karanlığın içinde koşa koşa nefesimi mi kesmeliyim?

Sevgiyle kal, hoşça kal okuyucu...

kubraslisen