29 Ocak 2017 Pazar

Yarım Kalan Hikayelere "Yan Benimle"

Usulca kalkıp cama yöneldi kadın... Bu şehrin ışıkları altında ne kadar da güzel görünüyordu dünya. En tepeden en aşağı bakınca bir gece yarısı; masum kalıyordu her şey. Gece soğuktu, gece ayazdı... Gece yalnızlıktı. Birileri uyuyup uyanırken yataklarında, birileri gözlerini kırpmadan izlerdi bu şehrin ışıklarını... Evlerin sönen, sokakların yanan ışıklarını... Az sonra derinden bir nefes alıp arkasına döndü... Az önce yatağında kendisini sevdiğini söyleyen adama baktı: "Özür dilerim." dedi. Özür dilemeliydi; çünkü az önce kendisini sevdiğini söyleyen adama sarılmak istemişti. Sarılamamasının da bir sebebi vardı; anlatamayacağı...

Dönüp bir kez daha baktı adama; uyuyordu mışıl mışıl... Ama dağınıktı biraz; "Hay Allah" dedi. "Uyuyan insanın üstüne kar yağarmış. Bilmez misin be adam?" gülümseyip burukça üzerini örttü ve kendine bir kahve yapmak istedi. Kahve zihnini açardı; bulanık olan ne varsa netleşirdi birdenbire. Uyanırdı, ayılırdı, O da şimdi ayılmak istiyordu; yaşadığı bir rüyaysa eğer uyanmak, değilse inanmak korkmadan... Hepsi muammaydı ama. Heyecan bittiğinde sevgi de bitiyordu ya da sadece bahaneleri oluyordu saçma sapan.

Şimdi kalbini açsa bu adama yaralar mıydı onu? Açmasa anlayabilir miydi korkularını? Kabul ediyorum deseydi böylesini kırar mıydı kalbini? Ya da istemiyorum dese; hissedebilir miydi çekincesini... Bunların hepsi birer soru işaretiydi. Bazen konuşmak, duymaktan daha tehlikeliydi. Bazen duymak, görmekten daha can acıtıcı... Bazen yaşamak, ölmekten daha da kötü...

Belki de bu yüzden mühürleyip dilini hiçbir şey söylemedi Eflatun. Düşünmek belki de en doğrusu idi. Zaman her ne varsa iyi kötü; önüne bir bir koyardı. Bilirdi ki ne varsa yaşanacak, önüne geçemezdi. Bu yüzden susmasını bildi. Çok sonra fark etti. Adam uyuyordu; sahiden... Uyuyordu. Belki bedeni bu kadar uykusuzluğa karşı yorgun düşmüştü, bu yüzden bu kadar derinden uyuyabiliyordu. Belki de huzurdandı. Ya da belki de huzursuzluktan. Sebebi ne olursa olsun uyuyordu... Bir insan uyurken huzurlu olabilir miydi? Bilmiyordu Eflatun. Huzurla uyuyabilmiş miydi? Bilmiyordu; bir gece kafasında hiçbir endişe olmadan yastığa başını koyabilmiş miydi ki bilsin? Gözlerindeki hüznü gülücükleri ile kapatmadan bir gün geçirebilmiş miydi? Bilmiyordu. Ancak şimdi yatağın öbür tarafında uyuyan adama bakınca içinde bir yerlerde huzuru istiyordu. Delicesine korkmasına rağmen mutlu hissedebiliyordu mesela. Delicesine korkmasına rağmen ona güvenebiliyordu. Uğruna kaybettiklerini ve dahi kaybedebileceklerini düşününce bu pek de mantıklı gelmiyordu. Bazı kayıplar vermeden bazı şeyler kazanılmıyordu. Bunu hatırlattı kendine. Ama bazı kayıplar ölüm gibiydi. Bazı kayıplar; geri kazanılamıyordu. Zordu, yorardı, yıpratırdı... Kanatırdı, acıtırdı. Nefes almaya devam etmene rağmen ölürdün mesela...

"Bırak." dedi kendine Eflatun. Belki kendini bıraksa bu kadar korkmazdı. Belki korkmasa, dili başka yüreği başka söylemezdi. Belki endişe etmese, uyuyabilirdi. Belki düşünmese yarını, bugünde daha güzel bakabilirdi. Ümitsiz olmazdı. O zaman şimdi içinde hissettiğini, reelde yapabilme cesaretini bulup çıkarmalıydı. Her neredeyse o cesareti bulup çıkarmalı ve yaşamalıydı. Nasıl olsa yarın diğer tüm günlerden berbat olacaktı. Değiştiremeyeceği şeyler için o an hissettiğinden de vazgeçmemeliydi. Vazgeçmedi... Eğilip adama, yüzüne baktı... Sanki bir daha asla göremeyecekmiş gibi. Yüzünde gördüğü pişmanlık acıttı en çok canını. Yüzünde gördüğü belli belirsiz hüzün. Belli belirsiz kızgınlık, belli belirsiz kırgınlık. Belli belirsiz aşk. Belli belirsiz... Hepsi belli belirsizdi ama hissediliyordu işte. Bir insan aynı anda kaç şeyi hissedebilir diye düşündü. Sonra elini uzattı; gözlerindeki nemi silebilmek için... Sonra elini uzattı; ellerini tutabilmek için... Sonra tenine dokundu, tenini ezbere bilebilmek için. Sonra "Seviyorum" dedi duymayacağını ve duysa dahi anlamayacağını bile bile... "Evet dedi, seviyorum seni."

"Yarın gideceğini bile bile, bugün sevebiliyorum seni. Yarın öldüreceğini bile bile bugün nefes alabiliyorum seninle... Ölüyorum teninde..."

Her insan biraz korkardı aşktan. Her insan en güzelini yaşamak istemesine rağmen, en acısını tercih ederdi. Herkes biraz kaçardı, herkes biraz yalan söylerdi. Herkes biraz kızardı. Herkes kırardı biraz. Bu yüzden kadın herkesten farklı olarak kalmayı tercih etti. Gitmek istese gidebilirdi. Ancak tüm korkularına rağmen kalmak istedi.

"İnsan hayatta birileri tarafından bıçaklanacaksa sırtından; o bıçağı elinde tutanları da kendisi tercih etmeliydi."

O bıçağı eline Eflatun vermişti işte bu yüzden. Şimdi, tam da şuanda. Şu saatte. Bakarken yüzüne, severken kapalı gözlerini ve tutarken ellerini. Bir bıçak bırakmıştı onun ellerine... İstersen demişti. Eğer bunu tercih edersen razıyım o bıçağı sırtıma saplamana... Ama tercih etmezsen ben burada kalıp, uyurken seveceğim hep seni.

Adamın tercihi bu yönde olmamasına rağmen şimdi, şuan da her şeyi yanlış anlayabilirdi. Kızabilirdi, küsebilirdi, gidebilirdi. Bu adamın kapalı gözlerini, Eflatun'un yüreğine açmasıyla ilgiliydi. O halde dedi Eflatun. Yarın uyandığında gözlerini yüreğime açmayacağını bile bile şimdi son defa seveceğim özgürce seni..

Son defa sevdi Eflatun. Biliyordu. Kendini kandırmaktan başka bir şey değildi.. Biliyordu. Son defa sevebildiğini. Ve biliyordu o bıçağın mutlaka en ağır darbeyle vücuduna ineceğini. Kızamayacağını da biliyordu, yaşatmak için ölemeyeceğini de...

Bir tercih yapma şansı verdi Eflatun adama. Ya gideceksin ya kalacaksın. Adam bunu anlamadı. Anlayamazdı. Kimse gerçekten sevmediği biri üzerinde çok düşünmezdi. Eflatun her ne kadar bunun böyle olmadığına kendini inandırmaya çalışsa da biliyordu gerçekler böyle değildi. Kolayca gidebilenler aslında hiç gelmeyenlerdi. Kolayca silebilenler, aslında hiç sevmeyenlerdi. Kolayca üzebilenler, aslında hiç üzülmeyenlerdi.

Bir vicdan muharebesinde kalınca dönüp sana "Nasılsın?" derlerdi. Bir azap vurunca kalplerine dönüp gelir enkazlarına bakmak isterlerdi. Bu yüzden eline bir bıçak bırakıp, sarıldı adama. "Sen dedi. Elinde tuttuğun o bıçağı sana verdiğim için beni suçlayacaksın. Eğer o bıçağı kullanmamı istemediysen bana hiç vermemeliydin diyeceksin. Oysa bilmez misin? Önemli olan elinde olanı kötüye kullanmamaktır. Önemli olan her şeye rağmen kötüyü iyi yapabilmektir. Sen eline verileni kötüye kullanmayı tercih edebiliyorsan; karşındaki yeterince önemli değildir. Sen her şeye rağmen elinde olanı iyiye kullanabiliyorsan; gerçekten aşıksındır. Bir meleğe bıçak saplayabiliyorsan... Bir meleği öldürebiliyorsan... Seni uyurken sevebilen birini, uykusunda öldürebiliyorsan... Seni içinde güzel bilene, ben kötüyüm diyebiliyorsan... Aslında hiç sevmemişsindir."

Hadi ama acımasız olma bu kadar da. Ben sana bir fırsat verdim. Hadi ama kör olma bu kadar da... Ben sana bir yol açtım; sonunu daha farklı düşlediğim. Hadi yapma be... Sen istediğin için böyle oldu. Sen istediğin için o yol çıkmaza girdi. Sen istediğin için. Ben değil sen. Yani aslında özünde ne var biliyor musun? Sen istediğin için geldin. Sen istediğin için gittin.

Bana şimdi vicdan muhasebesi gerekiyor biraz. Bana biraz kırgınlıklarımı hafifletecek nedenler gerekiyor. Bana şimdi bir sen gerekiyor; bir gözlerin... Bir tek sen gerekiyor şimdi. Avaz avaz bağıracağım... Avaz avaz...

Şimdi sen bir ayaz, ben bir yağmur.
Şimdi sen avaz avaz, ben suskun.
Şimdi sen bir nefes, bense o nefeste sadece bir heves.
Ben kelebek, sen ateş.
Ben idamını bekleyen bir suçlu, sen cellat.
Şimdi sen ayaz.
Şimdi ben avaz avaz...
Şimdi sen adam.
Bir ölüyü ellerinin arasına alıp toprağa gömen.
İdamına karar veren.
Öldüren.
Şimdi sen bir katil; ben bir mahkum.
Şimdi sen ayaz, ellerimi üşüten...



Yüreğim bir yangın yeri ve o yangını sen başlattın. Tüm çabama rağmen bir tek sende bu kadar güçsüz kalabildim. Tüm çabama rağmen bir tek sana karşı böylesine çaresiz kalabildim.

Yüreğim bir yangın yeri ve o yangını sen başlattın.
Yüreğim bir yangın yeri ve o yangını sen ateşledin.

Öyle mi?
Gidiyor musun şimdi?

Öyle mi? Acıtabiliyor musun böylesine umarsızca?
Öyle mi? Hiç miydim gözünde?

Öyle mi ulan? Benim sevdiğim adam bir yalan mıydı?

Öyle mi?

O zaman şimdi...
Başlattığın o yangının ateşinde sen de benimle birlikte yan o zaman...

Geldiğin gibi gidemediğin için; bu kadar kaba olabildiğin için. Böyle de seni sevebildiğim için. Bir daha asla olmayacağını, gelmeyeceğini, görmeyeceğimi bildiğim için...

Benim küçük ama masum hayallerimi aldığın için, kırdığın için, yaktığın için...
Paramparça bıraktığın için...

Şimdi sen de yan benimle...

"Gitme" dememe bile fırsat vermedin be adam.
"Gel" dememe izin vermediğin için.

Yan benimle; anlayacaksın nasıl güzel sevebiliyorum seni yokluğunda bile...




"kubraslisen"