18 Temmuz 2018 Çarşamba

boşluk.

Üzüldüm çokça.
Yıprandım.
Yeterli gelmedi; dağıldım, dağıttım yerli yersiz.
İçimde sorguladığım onca şeyden sonra anladım; en büyük savaşım kendimleymiş aslında. En çok kendime kızıp, en çok kendimle konuşmayı huy edinmişim kendime. Annemden öğrendiğim ilk şeymiş çünkü; önce kendine yontmak...

Önce kendime yonttum bu yüzden. Bir bir seceresini çıkardım hatalarımın.
Yanlışlarımla yüzleştim. Doğrularıma sırt çevirdim.
Kaç yanlış bir doğruyu götürürdü hesap edemedim.
O kadar yanlış mıydı asla bilemedim.

Başkaları için değil; en çok kendim için. Kendime duyduğum saygıyı kaybetmemek için şu hayatta sarıldığım ne kadar doğrum varsa; onlardan vazgeçmemek istedim. Başkalarının yanlışlarını doğru bilip, kendime eğri bir yol çizmedim. Bir öyle, bir böyle değildim. En başında neyi savunduysam en sonunda da aynı şeyi savundum ve arkasında durdum. 


Bu yüzden kendimi sessizliğe gömüp; uzaklaşmayı tercih ettim.
Bazen susmak; söylenebilecek tüm sözlerden daha anlamlıdır. 

Kabul ettim.
Şimdi kendi dünyama dönüp, mutlu yalnızlığımı paylaşıyorum kendimle.
Şimdi tüm savaşlardan yorgun düşmüş şu halimle barışmaya çalışsam da; yapamıyorum.
Çünkü hiçbir savaş barışla sonlanmaz biliyorum.
Bir kazanan taraf olur, bir de kaybeden.

Her durumda kendi yenilgimi kabul ediyorum.
Ağır yaralarımı kendime saklayıp, devam ediyorum.

Şimdi.
Kaç bedduaya sığar acılarım bilmiyorum.
Hangi kötü sözle anlatılır?
Bilmiyorum.

Susuyorum bu yüzden.
Kendimle başbaşa kalıp, kızıyorum kendime de, başkalarının neden bunu yapıp yapmadığını sorgulamıyorum. 
Biliyorum.
Herkes işine geldiği kadar insan, herkes işine geldiği kadar merhametli ve herkes işine geldiği kadar güçlü.

Benim işime gelmeyense, körü körüne inanmak geleceğe.
İşte bu yüzden kapadım gözlerimi ben; en saf gerçeklerime.