blogyazarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blogyazarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ağustos 2018 Çarşamba

"Kalbim Bildiğim"


Sonra durdum.
Bir daha sevdim seni.
Bir daha!
Bir daha!

Her zerreni karıştırıp kendime; bambaşka bir sen yarattım. 
Ellerimde büyüttüğüm kalbine; inandım.
Sonra sustum.
Sonra bekledim.
Sonra dinledim.

Her defasında boş boş bakıp sana; içimde binlerce yıkım gerçekleştirdim.
En kötüsü neyse; aldım onları çooookkk geride bıraktım.
Bize dair iyi olan ne varsa sakladım.
Sadece kendime; sadece sana; sadece bize...
İnsan bazen seçemiyor ne yaşayacağını.
Benim seçtiğim de tüm bu olanlar değildi.
Biliyorsun sevgilim; biliyorsun.

Sonra tekrar durdum.
Tekrar sevip seni; öyle yoluma devam ettim.
Çünkü ben çok iyi bilirim.
Bu dünyada gerçekten birini sevebilirsen; nefes alabilirsin.
Bu yüzden aslında sen benim “kalbim” bildiğim.
Bana nefes veren her bir hücren için.
Teşekkür ederim.

yazmazsamolmaz
kubraslisen

28 Ağustos 2018 Salı

"Beklentisiz Sevmek"


Beklentisiz sevmek..
O da beni sevsin demeden.
Kendince biçim vermeye, değiştirmeye çalışmadan. Olduğu gibi sevmek.
Eksiğiyle,
Yarımıyla,
Barışamadığıyla,
Başaramadığıyla,
Yarasıyla,
Sızısıyla..
Hesapsız sevmek..
Dualarınla büyüterek sevmek.
Neyi, kimi seviyorsan işte böyle sevmek.
“Kabul”le sevmek!
SEVMEKTEN BÜYÜK DEĞİL HİÇBİR ŞEY!
Üstelik öyle berrak, öyle saydam ki sevginin aynası;
İçinden geçince, içine geçince, hem kanıyor hem de büyüyor insan. 
İşte öyle güzel sevmek.
İşte öyle güzel sevilmek.



yazmazsamolmaz
kubraslisen
#alıntıdır

27 Ağustos 2018 Pazartesi

"Aşka Açılan Kollarım"

En masum yanımdan bakıp "Seviyorum." diyebilirim ama bunu tercih etmiyorum.
Zira benim yaşayacak çok daha güzel günlerim var.
Hiçbir duyguyu öylesine yaşamıyor olmamdandır belki; ben aşka bambaşka bir yerden bakıyorum. 


Mesela uyurken yanımda sevdiklerim; kirpiklerinden seviyorum en çok onları.
Bazen dokunmaya korkar bir halim oluyor ya; bazen içime işlesin istiyorum nefesi.
Ben aşkı güllerde değil de papatyalarda seviyorum mesela.
Bir gece yıldızları izlerken hissettiğim huzur, bir sonraki gece dileklerim olabiliyor.
Ben en çok; sevdiğim adamın ellerini sımsıkı tuttuğumda yanan avuç içlerimi biliyorum.
Ben bir erkeğin en güzel yerinden, bir kadının ulaşılmazına bakışını izliyorum. 
Ben bugün mutluluğa dair bildiğim ne varsa hepsinden vazgeçip yeniden gözlerimi açıyorum hayata. 

Her gün daha içeriden, daha derinden, biraz daha inanarak, biraz daha yaklaşarak... 
Yetmiyor kelimelerim ve öylesine değil hissettiklerim.
Bugün kırgınlıklarım bir yana; mutluluklarım bir yana...
Karşı karşıya gelip barışsınlar isterim.

Ben bugün aşkın en masum yerinden, kalbimin en güzel köşesine taht kuruşunu izleyebilirim...


Hadi şimdi bahar gibi, yaz gibi...
Özler gibi, özletir gibi...
Bugün; şimdi, şuanda, burada!
Gökyüzüne bıraktığım tüm o uçurtmalar için bir masumiyet isterim.

Şimdi gözlerimin en kor halinden anla isterim;
Kalbim bir uçurtma ve sen o uçurtmanın özgürlüğüsün...
Bil isterim! Sen yüreğimde yeşerttiğim papatyalarımın can suyu, 
Tüm yağmurlarımdan sonra hayatıma doğan gökkuşağımsın.
Sen; bugün yarın ve daima yanımda kalıp bana sarılsın dediğim, en güzel yerdesin.

Hadiii beee!
Bugün de aşka açılır kapılarım ve bugün de aşka sarılır benim kollarım.
Gel biz seninle gökyüzüne yıldızlar bırakalım...

"yazmazsamolmaz"
 -kubraslisen

26 Ağustos 2018 Pazar

... Oysa ile Başlayan; İyiki ile Biten ...

Oysa defalarca ayrılıp seninle; sırtımızı döndük birbirimize...
Oysa defalarca kavga edip bağır çağır; tüm dünyaya olan hırsımızı aldık birbirimizden.
Defalarca kez özür dileyip birbirimizden; hep birbirimizin iyi olmasını istediğimizden bahsettik.
Oysa defalarca yürüdük bu şehrin kız kulesine bakan sokaklarında el ele...
Defalarca Marmara'yı izledik; birbirimize sarılarak...
Defalarca ağladık seninle beraber...
Defalarca kez güldük.
Çok geceler oturup karşılıklı, iki kadehi vurup birbirine "Şerefine" dedik.
Çok kereler oturup havadan sudan bahsettik.
Çok kereler sarılıp birbirimize "Seni Çok Seviyorum." dedik...
Bir yaz günü güneşe dönüp yüzümüzü; havada süzülen uçurtmaları izledik...
Saatlerce top oynayıp, sonra saatlerce çay içtik...
Bazı günler oldu; sadece öylesine gezindik.
Bazı günler oldu; bir sinema salonunun çift kişilik koltuğunda izlediğimiz filme bakıp delice gülümsedik...
Oysa ne çok şey paylaştık...
Ne az şey yaşadık.
Oysa kaç defa birbirimize kızıp; "Bu kadar yeter!" dedik.
Ve sonra kaç defa yine "Bu kadarı yeter!" deyip koşup sarıldık birbirimize...

Bilmiyorum.
Saysam biter mi?
Bilmiyorum.

Oysa seni bu dünyadaki tüm kötülüklerden sakınacak kadar çok seviyorum.
Ve biliyorum.
Ses tonum biraz değişse; hemen yanımda bitiveriyorsun.


Şimdi uzaklık ya da yakınlık kavramlarından çok çok ötede bir yerlerde seninle ben yine bakıyoruz gökyüzünün en güzel haline...
Yine de biliyorum aynı yerde, aynı saatlerde...
Söz verdiğimiz gibi.
Aynı yıldızlara bakıp; aynı duaları ediyoruz.
Yorgunluklarımızı, yıpranmışları alıp birbirimizden; mutlulukları bırakıyoruz.
Huzura kucak açıp, "İyiki" diyoruz.
Sonra yine aynı yerde durup; gözlerimizle konuşuyoruz.
Gözlerimizle susuyoruz.
Gözlerimizle...

Ve şimdi.
Derinliklerimizde bir yerde yaşadığımız ne varsa; kendimize saklayıp yine kaldığımız yerden devam ediyoruz hayatlarımıza...

Bu yüzden en çok kendine saklıyorsun beni.
Bu yüzden bir tek kendime saklıyorum seni.

Bir tek sana dönen şu yüzüm; sırtımı döndüğüm her insandan bir bıçak darbesi yiyor da o bıçaklar beni öldürmüyor; sırf karşımda sen olup, ellerimi tuttuğun için.

Biraz daha dayan dediğinde, yine de inanabiliyorsam buna sırf yüreğine olan inancımı hiç kaybetmemiş olduğum için.
Bizim için bir yol var biliyorum.
Senin yürüdüğün o çamurlu yollarda, ben hep seni izliyorum.
Yanında kalmamı istediğin için, ellerimi hep böyle güzel tuttuğun için... Bana yuva olduğun için. Hayat olduğun için...

Binlerce kez teşekkür ederim.
Sen iyiki varsın benim sevdiğim, sevdiceğim...
Ben seninle güzelim.
Ve sen benimle; en güzelisin.

Sen benim bu dünyadaki en güzel "Şükür" sebebimsin.




-kubraslisen

25 Ağustos 2018 Cumartesi

"Böylece"

Peki.
Şimdi nasılsın?
Daha iyi geçiyor mu günler?
Sarılabiliyor musun hayata dört bir koldan?
Unutup, yaşayabiliyor musun hiçbir şey olmamış gibi...

Nasıl böyle? Daha mı huzur verici her şey.
Her akşam yatağına yattığında uyuyabiliyor musun hemen?
Yoksa sen de uyanıyor musun kabuslarına benim gibi?
Kesiliyor mu nefesin?
Acıyor mu canın?

Kalbin diyorum, duracakmış gibi hissettiriyor mu?

Dün bugünden daha ağrılı, bugün dünden daha yaralı.
Her bir yanım savaş silahlarını eline almış,
Gözleri kör, ağızlarından salyalar akıtan köpeklerle kaplı.
Her bir yanım, bana düşman gibi bakan gözlerle kaplı.

Tahammül ettiğim şeyler,
Vazgeçtiğim şeyler,
Kaybettiğim şeyler...

Öldürücü etkisiyle her gün karşıma dikilip; bana bakıyorlar her gün.
Sen tüm bunlardan ne anlarsın?

Çok ağır ödedim bedelini, çok ağır ödüyorum.
Bu yüzden gördüğüm, duyduğum hiçbir kötü cümle acıtmıyor artık.
İşin iyi tarafı bu demek ki; zamanla alışıyor insan.
En kötüsüne bile.
Ben de alıştım.
Böylece yaşayıp gidiyorum...


-kubraslisen

"Ve Kalbim."


Nasıl da güzelleşiyorum seninle...
Nasıl da inanıyorum gelmişe, geçmişe ve dahi geleceğe...
Tüm dualarıma büyük bir inançla “Amin” diyen bir sen.
Ve tüm dualarımın kabul olmuş hali olan kalbini, kalbim bilen ben.
Yine de ayakta tutan bizleri inançlarımız;
Fazlasıyla inanıyorum kalplerimize bu yüzden...
Görüyorum ki, su gibi berrak şimdi her şey.
Hissediyorum ki, gökyüzü kadar sonsuz.
Bu yüzden oldukça dingin, oldukça huzurlu ve yeterince “tamam” diyenim.
Her şeye rağmen...
Kocaman bir kalbin var dediğinde sen; “sadece senin için” diyebiliyorum ben.
Hiçbir dilde anlatamam ama her baktığında hissettiğinden çok çok daha fazlasısın benim için.
Bize çizilmiş o yollarda, ellerimi bırakmayan ellerinle yeterince güçlü kalabilirdim.
Başka bir yol bilmem ki zaten.

Bize inancımı hiç kaybetmedim.
Şimdi.
Bir şekilde.
İyiki sensin.
İyiki bensin.
İyiki biziz kalbim.


#yazmazsamolmaz
#kubraslisen

20 Ağustos 2018 Pazartesi

Hoşgeldin 28 Yaş!


“28 Yaşa Armağan”

Her yıl takvimler Ağustos ayına geldiğinde yeni yaşıma hazırlık yaparım; bir tören misali...
İnsanı büyüten yaşı değil, yaşadıklarıdır aslında ama yine de bir insanın bu dünyaya gözlerini açtığı gün değerlidir.

Bu yıl 3 gün 3 gece kutladığım doğum günüm,
Tüm sevdiklerimi yanımda bulduğum zamanlarım,
Herhalde toplamda 5 kez pasta kestim ve 5 keresinde de mumları üflerken aynı dileği diledim.

Son zamanlarda geçirmiş olduğum zor süreçlerin ardından bu mutluluğu yaşayabilmiş olmak şükür sebebimdir. Şüphesiz sevildiğimi hissetmek. İyiki demek. İyiki olmak. Mükemmel bir hismiş.

Bu yıl öğrendim ki başkalarına yanlış gelen bir çok şey aslında içinde binlerce doğruyu barındırabilirmiş. Başkasına göre düpedüz doğru olanlar tamamen bir yalandan ibaret olabilir, bazen gerçekler gözümüzün önünde apaçık dururken onları göremeyebilirmişiz.

Bu yıl anladım ki başkalarına göre günahkar ilan edilebilmek çok kolaymış. Kimse sebeplerinin yanlışlarına bakmazmış. Kimse kapısının önünün bir çöp yığını dolduğunu ve o kapının ardının buram buram pis koktuğunu önemsemezmiş. Kimse için önemli olan kendi hataları, kötülükleri, yanlışları olmazmış. Aslında herkes için önemli olan tek şey; suçu yüklenecek bir başkasının olmasıymış.

Bu yıl anladım ki insanın suskunluğu her zaman asaletinden değilmiş. Bazen karşındakine ne söylersen söyle anlamayacağımı bildiğinden susarmışsın. Anladım ki insanların hakaretlerine cevap vermemek zayıflık değilmiş. Bazen insanların hakaretleri sadece çaresizlikleri olabiliyormuş. Bu yüzden insan bazen duyduklarına, gördüklerine sadece gülümseyip karşısındakini kendi halinde bırakabiliyormuş.

Anladım ki çok sabretmek elinde sonunda iyi şeyleri getirmeyebiliyormuş.
Ya da ani kararlar pişmanlık olup sana dönüp gelebiliyormuş.
Anladım ki bu dünyada kalbini ne kadar temiz tutarsan tut; insanlar seni kötü görüyormuş.


AMA TÜM BUNLARA RAĞMEN.
ANLADIM Kİ.


Gerçekten sevenler bir şekilde mutlu olabiliyormuş.
Bu yıl anladım ki; aşk gerçekten birinin gözlerinde eriyip bitirdiği kalbini her gün yeniden doğuruyormuş.
Anladım ki; bir insanın kalbinde gerçekten var olmak; geride kalan tüm insanların hayatlarında yok olmayı umursamıyormuş.
Anladım ki gerçekten sevince; geride kalan her şey önemsiz oluyor ve bir başka dünyada peri masalını yaşıyormuşsunuz.

Çok şey anladım.
Çok ağladım.
Çok yandım.
Çok düştüm.
Her düştüğümde daha güçlü kalktım.
Bu yıl gerçekten her konuda çok savaştım.

Ve sonunda kendi savaşımı kazandım.
Önce Savaştım.
Ama şimdi Barıştım.

Bu yüzden 28 yaşıma çok şey borçluyum.
Bana en güzel hediyeyi veren bu yaşımdı.
Bana en gerçeğini yaşatan; bu yaşımda karşımdaydı.
Yanımda.
Solumda.
Soluğumda.

Sen hoş geldin 28 yaş.
Ve hoşgeldin; sonsuz mutluluğum.


- kubraslisen

12 Ağustos 2018 Pazar

"Su Gibi Berrak"

Selamlar Sevgili Okuyucu...

Uzun zamandır suskunları oynuyorum. Uzun zamandır sessizliğe gömülmüş, kendi dünyama çekilmiş bir vaziyette düşünüyorum çok şeyi...

Hayatımın en zor zamanlarıydı demeyeceğim. Çünkü asla en kötüsünün ne olduğunu bilemeyeceğim. Ancak şu zamanda, şu yaşımda, şu kalbimle yaşayabileceğim en zor şeyi yaşadım. Hayatıma dahil olan her insanın kötü yanını görüp, yalanlarını dinledim. Sonra o yalanların sebepleri ile yüzleşip, inanmayı tercih ettiklerimi sorguladım.

Hayatımdaki insanları sorgulamaya başladım sonraları. Çevremde kim varsa; eşim, dostum, sevgilim, arkadaşım... Yanımda neden olduklarını sorguladım. Çünkü çıkarları için yanımda duranların sahte sevgilerine maruz kalmak istemiyordum. Bu hayatta beklediğim tek şey; saf ve gerçek sevgidir. Şayet içimde tek bir şüphe duymadan "O beni seviyor." diyemiyorsam o zaman yanımda olmasının da benim için hiçbir anlamı yoktur.


Bu yüzden herkese tek tek bakıp; benden sağladıkları çıkarlarını sorguladım. O çıkarlarını ellerinden aldığımda hepsi birdenbire yok oluverdiler. Ve ben mutlu oldum. Beni gerçekten sevdiğine inandığım insanlara baktım sonraları. Yanımdalardı; sorgusuz sualsiz.

Çok sevdiğim bir arkadaşım şöyle söyledi bana: "En kötü halini bile çekebilirim, çünkü bunu yapmanın bir sebebi olduğunu bilirim."
Bu cümleyi duymak yeterliydi benim için. Biliyordum ki ne yaparsam yapayım o benim yanımda olurdu. Ben de öyle tabi. Kalplerimizi biliyorduk çünkü; birbirimizi tamamlayabiliyorduk. O benim gerçekten arkadaşımdı işte bu yüzden...

Sevgi öyle bir şeydi. İnsanların hayatlarınızda olmasına aldanırsanız; aldatılırsınız. Onlar sizi sadece kullanırlar; çıkarları için, faydaları için, bazen sadece itibarları, bazen sadece maddiyatları için. Ne bileyim herkesin bir sebebi var.
İtibarı için yanımda duranları, kendi itibarlarıyla baş başa bıraktığımdan beri çok huzurluyum.
Çıkarlarını herkesten önce tutanlara, hoşçakal dediğimden beri tertemiz hayatım.
Maddiyatları için yanımda kalanları, tek başına bıraktığımdan beri daha zenginim; daha bereketli param ve daha huzurlu evim.

Şimdi.
Biliyorum.
Gerçekten biliyorum.
Su gibi berrak her şey.
Şimdi...
Biliyorum ki ben...
Kimsenin yanımda olan varlığına güvenip; körü körüne inanmıyorum yarınlarımıza...
Yanımda kalan varlığını sorguladığımda görüyorum; bana hiçbir mecburiyetin olmadığını, herhangi bir çıkarın, beklentin, faydan olmadığını.

Görüyorum.
Her şeye rağmen yanımda duranların sebebinin sadece "Saf Sevgi" olduğunu.
Ve ben yaşadığım onca boktan meseleden sonra; yaşayabileceğim onca boktan şeye rağmen,
Allah'a her gün şükrediyorum.

"İyi ki hayatımda sevgisinden hiçbir şüphe duymadığım insanlar var."

Dilerim ki sevgili okuyucu, sen de bunu yaşayabilirsin.

Çünkü birine duyduğun sevgiyi anlatmak başka da; birinin sana duyduğu sevgiden şüphe duymamak bambaşka... Sorarlar ya; sevmek mi güzeldir, sevilmek mi? Sevilmek. Çünkü sevildiğin sürece daha iyi bir insan oluyorsun, sevildikçe güzelleşiyorsun ve sevildikçe daha güzel seviyorsun...

Hayatınızı güzelleştiren insanlarla karşılaşmanız dileğiyle...
Sevgi ve aşk ile...

Hoş kal.
Hoşçakal okuyucu....


-kubraslisen

18 Temmuz 2018 Çarşamba

boşluk.

Üzüldüm çokça.
Yıprandım.
Yeterli gelmedi; dağıldım, dağıttım yerli yersiz.
İçimde sorguladığım onca şeyden sonra anladım; en büyük savaşım kendimleymiş aslında. En çok kendime kızıp, en çok kendimle konuşmayı huy edinmişim kendime. Annemden öğrendiğim ilk şeymiş çünkü; önce kendine yontmak...

Önce kendime yonttum bu yüzden. Bir bir seceresini çıkardım hatalarımın.
Yanlışlarımla yüzleştim. Doğrularıma sırt çevirdim.
Kaç yanlış bir doğruyu götürürdü hesap edemedim.
O kadar yanlış mıydı asla bilemedim.

Başkaları için değil; en çok kendim için. Kendime duyduğum saygıyı kaybetmemek için şu hayatta sarıldığım ne kadar doğrum varsa; onlardan vazgeçmemek istedim. Başkalarının yanlışlarını doğru bilip, kendime eğri bir yol çizmedim. Bir öyle, bir böyle değildim. En başında neyi savunduysam en sonunda da aynı şeyi savundum ve arkasında durdum. 


Bu yüzden kendimi sessizliğe gömüp; uzaklaşmayı tercih ettim.
Bazen susmak; söylenebilecek tüm sözlerden daha anlamlıdır. 

Kabul ettim.
Şimdi kendi dünyama dönüp, mutlu yalnızlığımı paylaşıyorum kendimle.
Şimdi tüm savaşlardan yorgun düşmüş şu halimle barışmaya çalışsam da; yapamıyorum.
Çünkü hiçbir savaş barışla sonlanmaz biliyorum.
Bir kazanan taraf olur, bir de kaybeden.

Her durumda kendi yenilgimi kabul ediyorum.
Ağır yaralarımı kendime saklayıp, devam ediyorum.

Şimdi.
Kaç bedduaya sığar acılarım bilmiyorum.
Hangi kötü sözle anlatılır?
Bilmiyorum.

Susuyorum bu yüzden.
Kendimle başbaşa kalıp, kızıyorum kendime de, başkalarının neden bunu yapıp yapmadığını sorgulamıyorum. 
Biliyorum.
Herkes işine geldiği kadar insan, herkes işine geldiği kadar merhametli ve herkes işine geldiği kadar güçlü.

Benim işime gelmeyense, körü körüne inanmak geleceğe.
İşte bu yüzden kapadım gözlerimi ben; en saf gerçeklerime. 

23 Haziran 2018 Cumartesi

"Biraz Vazgeçiş"


Ah benim yüreğimin sızısı, kalbimin en sancılı ağrısı...
Ah benim sonu gelmez yalnızlığım, bitmeyen sevdam, sönmeyen ateşim...
Bir zamanlar başını göğsüme yasladığında, gözlerini kapatıp da duyduğun her bir kalp atışımda hissettiğin aşkımla...
Çoğu zaman bana hüzünle bakan gözlerinle... 
Çok savaştım... Çok yenildim, çok yaralandım...

Ama ne var biliyor musun? Uzun uzun yüzüme baktığında, gözlerime değen gözlerinden satır satır okudum senin o keşkelerini... Yıpranmışlıklarını, yaralarını, kaybettiğin dünlerin ve kazanamayacağın geleceğini... Hepsi için omzuna yüklediğin yükleri, kendine kızışlarını, cezalarını, suçlarını ve sonra yarım kalmışlıklarını... Sonra her biri için kalbimi bin parçaya bölüp, her bir parçasıyla ayrı ayrı sarıldım o yaralarına... Bir insan kaç parçaya bölünebilirse o kadar bölündüm, o kadar azaldım, o kadar çoğaldım. Seni saran yanlarımın, beni öldürdüğünü bile bile yaptım bunu... Senden önemli tutmadım hiçbir yanımı, senden daha değerli görmedim bu kahrolasıca canımı...

Bilmiyorum; belki bugüne kadar kimsenin dokunamadığı bir yanına dokunabilmişimdir ya da belki de öyle zannetmişimdir. Belki bu kadar sevmeseydim, bu kadar sessizleşemezdim. Bilmiyorum. Kimseye ama hiç kimseye değil! Sadece sana mutluluk getirsin diye bu hayat, yüreğimi harcamaktan korkmuyorum.

Çoğu zaman sonu trajediyle biten bir filmi izler gibi izliyorum hayatımı, bizim olduğunu zannettiğim o hayatımızı... Dışarıdan bakınca kimsenin anlayamadığı ama iliklerime kadar hissettiğim o acıyı... Hangi yöne dönsem suratıma kapanan kapıları, çıkmaz sokakları... Ezberledim. Bu yüzden belki de şimdi; kafamı kaldırıp da bakamıyorum etrafıma... 

Göğe bakmak umut etmektir; toprağa bakıp kendimi çekiyorum yerin altına... 


Hiçbir gecem aydınlığa varmıyor gönül sızım.
Ses tonum düzelmiyor.
Gülmek gelmiyor içimden ve gözyaşlarım bitmiyor.
Hangi sebebe yansam, hangisine üzülsem bilmiyorum.
Bilmiyorum. Bilmiyorummmm!!! 

Ama yine de binlerce kez şükrediyorum...
“Yine de, her şeye rağmen şükürler olsun ki şu kısacık hayatımda birini bu kadar saf ve temiz bir şekilde, bu kadar gerçek ve böylesine güzel sevebildim, kendi gözümden bile sakınır derecede bu kadar güzel bir aşkı yaşayabildim.”

Zaten elinde sonunda her hikaye mutlu sonla bitmez bilirim...
Bu yüzden yine de binlerce kez teşekkür ederim.
Sen bana bu hayatta gerçekten bir kalbim olduğunu hissettirdin.

İnsan her konuda yanılabilir caniçim; her konuda!...
Ancak kalbinde gerçekten hissettiğin yanıltmaz seni.
Yanılmadığımı biliyorum!!!
Biliyorum da...
Yaşatmaya gücüm yetmiyor, yetmeyecek...
İşte bu yüzden bu aşkın sonu ancak ve ancak bir kitabın son sayfasında mutlu sonla bitecek... 

Bizim için sonsuz bir yol açtım kendime. Bilmediğin çok şeyi sakladım o yollara... Seninle beni bir araya getiren kaderin de bir bildiği vardı sonuçta... Asla pişman olmadım sana yandığıma, kandığıma, kanadığıma... Asla da olmayacağım... Seni sevdiğim, böylesine güzel görebildiğim için... Asla pişman olmayacağım...

Şimdi biraz hak ver bana... Bunca güzel şeyden sonra, bir şekilde ayrılan yollarımızda tek başıma çok da sağlıklı kalamıyor düşüncelerim sonuçta...


Tek bir şeyi biliyorum.
Benim sevgim sonsuz.
Bizim hikayemiz mutsuz...

Bu sonu hak etmediğimizi bildiğimden; şimdi en baştan yazıyorum bu hikayeyi ben. Sensiz.
Umarım bir gün sen de o hikayeye rastlarsın, rastlayacaksın...
O zaman geldiğinde gerçekten beni anlayacaksın...


Bugüne kadar tek derdim iyi olmandı.
Şimdi yine de öyle.
Nerede, nasıl, ne yapıyor olursan ol... 
Mutlu ol,
Sağlıklı ol,
Huzurlu ol,
Güvende ol...

Benden olabildiğince uzak ol. 
Ama iyi ol...





-kubraslisen"

3 Haziran 2018 Pazar

Bu benim Vedam!

Sonra insanlar geçip karşına anlatmaya başlayacaklar sana; ne kadar zor süreçlerden geçtiklerini, ne yaptıklarını, nasıl dayandıklarını... Sonra sıralayacaklar sana; ne kadar güçlü olduğunu, kimisi diyecek ki "Annen için yapma!", kimisi baban, kimisi ailen, kimisi evladın, kimisi başka bir şey için... Özünde her insan kendi yaşanmışlıklarını yükleyecek sana ve sen onları dinlemiş olacaksın sadece...


İnsan... Kadın ya da erkek fark etmeksizin insan... İnsannnn...

Her şeyden önce insanım ben; bilmiyorum farkında mısınız?
Etten kemikten bir insanım; bedenimin içinde saklı olan bir kalbim var. Bakmaya dahi korktuğum yara izlerimi taşıdığım bir bedenim, iki elim, iki gözüm var... Avuç içlerime tel tel dökülen saçlarım, hatta beni gittikçe çirkinleştiren, üzüntülerimi dışa atan sivilcelerim bile var... O bedende taşıdığım çeşitli hastalıklarım var, ve beni kadın yapan, anne yapan bir karnım var; içinde başka bir insan daha taşıyabileceğim... 

Önce insanım işte tam da bu yüzden!!! Ve her insanın kaldırabileceği bazı şeyler vardır. 50 kiloluk bir insana 500 kiloluk bir ağırlık yüklemeye çalışırsanız o ağırlığın altında ezilip, nefessiz kalır... En sonunda da ölür zaten. Şimdi şu lanet olasıca bedenime tonlarca ağırlık yüklemişler bir de utanmadan taşıyacaksın ulan başka çaren yok diyorlar. Nefes alamıyorum diyorum. Hayır. Alacaksın diyorlar. E iyi madem diyorum. Zira ben söz dinlemeyi çok iyi bilen çalışkan bir öğrenci olmuşumdur her zaman. Değil mi?

Beni tanıyan herkes karşıma geçip şunu söylüyor bu sıralar: "Neler atlattığını, ne ölümlerden döndüğünü ikimiz de biliyoruz. Bu kadar yıpratma kendini, zaman ver... Zor olacak ama geçecek." Bu bir çeşit sen güçlüsün, başarırsın demektir. Değilim. Neden biliyor musun okuyucu?

Çünkü benim kapasitem bu kadardı... O kapasite çok zaman önce dolup taşmıştı... Bu yüzden şimdi dayanamıyorum, nefes alamıyorum, bu acıyla sağlıklı düşünemiyorum, sağlıklı kalamıyorum, her gece kalbimi durdurmak için denemeler yapıyor ve ağlaya ağlaya vazgeçiyorum. Neden biliyor musun? Çünkü ufacık, ufacık, çok ufacık bir umuda sarılmak istiyorum. Olmayan o umuda sarılabilmek için bahaneler üretiyorum ve bulamayınca gene başa dönüyorum.

Şimdi canımın parçasından deli gibi kaçıyorum. Yüzüne nasıl bakacağım bilmiyorum. Belki de bu hayatta sahip olabileceği en güzel şeyi ondan almak zorunda kaldım. Buna mecburdum. Onun benden başka sığınacağı tek bir limanı yoktu. Olabilme ihtimalini aldım. Buna mecbur bırakıldım. Tercih etme lüksüm yoktu çünkü. Ben ona sarılıp kokusunu içime çekerken, bir başka kokuyu alamayacak olmanın yükünü nasıl taşırım. Bilmiyorum. En çok ona yaşattığım bu süreçleri nasıl görmezden gelebilirim. Bir gün bana bunun hesabını sorduğunda; nasıl başa çıkabilirim. 

Tek bir ihtimalimiz vardı; yok ettim. Özür dilerim.
Bunu mu söyleyeceğim. 
Hangi yüzle?
Hangi hakla?
Hangi vicdanla?

İçimde bir yerlerde en çok o hissediyordu; en çok o istiyordu. En çok o söylüyordu. Nasıl sakin kalabilirim? Nasıl ağlamam, nasıl üzülmem, nasıl kızmam kendime, nasıl izin veririm tüm bunlara....

Nasıl ulan nasılllll?

Bir kişiye değil binlerce kişiye karşı hissettiğim bu suçluluk duygusunu nasıl bastırabilirim? Peki, bunca şeye rağmen tüm bunlara sebep olandan nefret dahi edemememi nasıl açıklayabilirim?

Ne yana dönsem suratıma kapanan kapılar ardında sıkışıp kaldım. Elinde sonunda yalnız kalıp; tüm bunlarla savaşacak bir güç arıyorum. Bulamıyorum. Herkese karşı suçlu hissettiğim şu benliğimden, böylesine sızlayan kalbimden ve her şeyden çok ellerimden. Nefret ediyorum...

Ellerim... 
Yaz kış üşüyen, hep sızlayan, hep yazan, hep çizen, hep çalışan ellerim... Bir yaraya merhametle dokunan parmaklarım... Bir evi güzelleştiren, bir evi yuva yapan, bir kalemi kağıtlarla buluşturup onu kitap yapan ellerim... Evladına dokunan, bir zamanlar sevdiğinin avuç içleri ile buluşan ellerim... Lanet olasıca ellerim...

Bana tüm bunları unutturacak bir umut var mı? Bilmiyorum. Kendimi öyle bir umut olacağına inandırmaya çalışıyor ve aklımdan geçenleri yapmamak için sakin kalmaya çalışıyorum. Gene de ayaklarım her gece aynı pencerenin önüne getiriyor; aynı yüksekliğe çıkarıyor beni. Her gün aynı denizin kenarına gidip bakıyorum Marmara'nın güzelliğine... Saatlerce o güzelliğe bakıp düşünüyorum. Saatlerce...

O zaman şimdi bu bir veda yazısı olsun; bugüne kadar hayatıma iyi kötü değen her insana...

Sizler kadar akıllı olamadığım için özür dilerim.
Sizler kadar güçlü olamadığım için özür dilerim.
Gereğinden fazla merhametli, iyi niyetli ve vicdanlı olduğumu söylerdiniz. Bunun için de özür dilerim.
Şimdi önümde hiçbir ışık göremediğim için özür dilerim.
Hiçbir zaman tam bir ailem olamadığı için en çok oğlumdan;
Hep anneme hasret kaldığım için annemden,
Yeterince sevgimi veremediğim, doyamadığım, yaşayamadığım aşkımdan...
Özür dilerim...


Bu dünyaya bir daha gelme şansım olsaydı iki şeyi yine de her şeye rağmen yanımda isterdim. Biri oğlumdur. Diğeri sızımdır. 
Biri benden bir parçadır, diğeri beni ben yapandır.
Olduran, güldüren, ağlatan ama en çok hissettiren.
Bana nefes veren, verdiklerini almaktan asla çekinmeyen ama hep çok seven, çok sevdiren... Tüm olumsuzluklara rağmen kusursuz bir güven ile bağlı kaldığım, kusursuz bir sevgi ile tutunduğum... İlkim, sonum... 

Ben senin en kötü halinin, en acımasız yanlarının, en samimi hallerinin ve en sızlatan sözlerinin... Ben senin dünün, bugünün ama asla yarının... Belki başka bir yerde, başka bir zamanda gözlerime değecek olan o gözlerinin bana nasıl baktığını bilirim...

İçimi titreten hallerini nasıl sileyim? Üzüntülerimi silip atmak için çırpınan, yüzümü güldüren... Ağlatırken bile mutlu eden... Beni alıp bambaşka bir dünyada sadece kendine saklayan... Kendinden bile koruyan ama başka kimsenin sevmesine müsaade etmeyecek kadar kendinden bir parça sayan... Kızdığında bile kıyamayan; severken hiç saklamayan... Ellerime bir şahesere bakar gibi bakan ve asla bırakmayan... Yolun sonunda ne olursa olsun; sen olsun diyen... Bir gün ayrı kalsa ertesi gün saatlerce sarılıp bırakmayan... Bana yürüdüğüm o dikenli yollarında; gül bahçesini sunan... Tüm çıkmazlarından; tüm gözyaşlarından, tüm korkularından kaçıp sığındığın kalbim ve tüm kalbimi alıp kendine; pamuklara sarıp sarmalayan hallerin... Hangisini yalan sayıp şimdi hiçliği yaşayabilirim. Canımı en çok acıtanın sen olmasına rağmen gene de tek dermanımın sen olmasını nasıl açıklayabilirim. Bu acıya nasıl dayanabilirim... Nasıl, nasıl, nasıl???

Bilmiyorum. Tek bir şeyi biliyorum ben.

Şayet bir insan gerçekten birine saf bir sevgi ile bağlanmışsa Allah onların yollarını mutlaka ama mutlaka kesiştirir; ama bu dünyada ama başka bir dünyada...

Kalbimin tek doğru yönü olmanın sebebi budur belki. Yüreğimi bu kadar sızlatmanın sebebi. Ve her şeye rağmen yine de "İyiki" diyebilmemin sebebi. İnsan bu kadar çok sevip, bu kadar güzel hissedebildiği birini nasıl hiçe sayabilir ki?

Sayamıyorum.
Ama tek başıma yoluma devam etmeyi; herkesten çok hak ettiğimi biliyorum.

Ben seni her halinle seviyorum.

Bu yüzden en çok sen kendine iyi bak!
Çünkü ben gidiyorum.




-kubraslisen"

18 Mayıs 2018 Cuma

Geceye Not


Gözlerine aşkla bakan gözlerim ne zaman hüzünle bakar oldu?
Seni düşününce gülümseyen yüz ifadem ne zaman soldu?
Ne zaman vazgeçtim umut etmekten?

Bilmiyorum.
Koca bir bilmiyorum.

Gecelerce oturup düşünüyorum; her şeyi kendime yontmak için. Her durumda sadece kendimi suçlamak için. Sonra bir bakıyorum; aslında bunu başarmışım. Yapmışım. Elinde sonunda tek suçlu benmişim gibi kötü davranmışım kendime...

Bu yüzden belki de şimdi, kendinden nefret eden birine dönüşmüşümdür ne dersin?

Bu yüzden belki de...
Şimdi eskisi gibi güldüremiyor beni hiçbir komik mesele...
Şimdi yeterince eğlenemiyorum hayatla.
Şimdi yeterince güçlü kalamıyorum.

Bir insana yapılabilecek en büyük kötülük onun hayallerini çalmaktır derler.

Hayallerimi unutalı çok oldu; gerçeklerle yüzleşeli..
Bir çok şeyi olduğu gibi kabulleneli...

Bu yüzden bir enkazdan farksız olan şu halime şimdi kimseler kızmamalı...

Uğruna çok şeyi feda edebileceklerimiz tarafından asla yeterince değer görmemiş ve de göremeyecek olmamız; bizim kaderimiz...

Ve şayet durum bundan ibaretse; susup oturmalı ve dua etmeli...

BİRAZ DAHA AZ CANIM ACISA KAFİ...

26 Nisan 2018 Perşembe

"Yan Benimle!"


Hadi ama!
Acımasız olma bu kadar da; ben sana bir fırsat verdim.
Hadi ama kör olma bu kadar da;
Ben sana bir yol açtım; sonunu daha farklı düşlediğim.

Hadi yapma be...
Sen istediğin için böyle oldu.
Sen istediğin için o yol çıkmaza girdi.
Sen istediğin için.
Ben değil sen.
Yani aslında özünde ne var biliyor musun?
Sen istediğin için geldin.
Sen istediğin için gittin.

Bana şimdi biraz vicdan muhasebesi gerekiyor...
Bana biraz kırgınlıklarımı hafifletecek nedenler gerekiyor.
Aslında bir tek sen gerekiyor; bir tek gözlerin...
Bir sen gerekiyor şimdi. Avaz avaz bağıracağım... Avaz avaz...

Şimdi sen bir ayaz, ben bir yağmur.
Şimdi sen avaz avaz, ben suskun.
Şimdi sen bir nefes, bense o nefeste sadece bir heves.
Ben kelebek, sen ateş.
Ben idamını bekleyen bir suçlu, sen cellat.
Şimdi sen ayaz.
Şimdi ben avaz avaz...
Şimdi sen adam!!!
Bir insanı ellerinin arasına alıp toprağa gömen.
İdamına karar veren.
Öldüren.
Şimdi sen bir katil; ben bir mahkum.
Şimdi sen sadece ayaz, ellerimi üşüten...

Tüm çabama rağmen bir tek sende bu kadar güçsüz kalabildim.
Tüm çabama rağmen bir tek sana karşı böylesine çaresiz kalabildim.

Yüreğim bir yangın yeri ve o yangını sen başlattın.
Yüreğim bir yangın yeri ve o yangını sen ateşledin.

Öyle mi?
Gitmek mi istiyorsun şimdi?

Öyle mi? Acıtabiliyor musun böylesine umarsızca?
Öyle mi? Hiç miydim gözünde?

Öyle mi ulan? Benim sevdiğim adam bir yalan mıydı?

Öyle mi?

O zaman şimdi...
Başlattığın o yangının ateşinde sen de benimle birlikte yan o zaman...

Geldiğin gibi gidemediğin için; bu kadar kaba olabildiğin için.
Böyle de seni sevebildiğim için.
Bir daha asla olmayacağını, gelmeyeceğini, görmeyeceğimi bildiğim için...

Benim küçük ama masum hayallerimi aldığın için, kırdığın için, yaktığın için...
Paramparça bıraktığın için...

Şimdi sen de yan benimle...

"Gitme" dememe bile fırsat vermedin be adam.
"Gel" dememe izin vermediğin için.

Yan benimle; anlayacaksın nasıl güzel sevebiliyorum seni yokluğunda bile...


-kubraslisen"

21 Şubat 2018 Çarşamba

"Öğreniyorum"


Biraz sonra her şey sona erecekmiş gibi yaşıyoruz aslında.
Sanki yarın olmayacakmış gibi; öyle aceleci, öyle "Son Şansım!" der gibi.

Hani hayatın o patika yollarının sonunda asla düzlüğe çıkamayacakmışız gibi...
Ama aynı zamanda hiç ölmeyecekmişiz gibi...

Evler yapıyoruz katlı, katlı...
Beton duvarlar örüyoruz hiç bıkmadan, usanmadan, yorulmadan... Sadece bu toprak parçalarının üzerine de değil üstelik; insanlarla aramıza da örüyoruz o duvarlardan...

Birbirimizin yüzlerine bakmıyoruz çoğu zaman; umurumuzda olmuyor karşımızdaki insanların gözlerinin içi...
Oysa bir insanın en çok gözlerinin içi anlatır hikayesini... Ne kadar gülerse gülsün mesela; gözleri anlatır en çok; içinde bir yerlerde kan ağlayan kalbini...

Tercih etmiyoruz bir şekilde; birbirimizi görmeyi, birbirimizi duymayı, hissetmeyi... Sonra şikayet etmeye başlayıp, suçluyoruz... Kırıyoruz, kırılıyoruz ve en sonunda paramparça olup dağılıyoruz.

&

Şimdilerde içimi paramparça eden ne varsa; uzaklaşmayı tercih ediyorum.
Şimdilerde gözlerime bakmayan kim varsa; yanımdan uzaklaşsın istiyorum.
Şimdilerde biraz samimiyet, biraz masumiyet,


Ama.
En çok da.
Gerçek sevgiyi arıyorum.

Gerisi yalan geliyor.
Ve ben.
"Elveda" demesini öğreniyorum.


- kubraslisen

5 Ocak 2018 Cuma

Belki biraz...

İnsan hayatı boyunca kaç kere kalbini dinler, kaç kere izin verebilir bir başkasının kalbini kırmasına bilmiyorum. Ancak bir şeyi çok iyi biliyorum ki sonunun kötü olacağını bilse de insan; vazgeçemiyor gönül hanesinin başköşesini bir başkasına vermeyi…

Hani doğamız gereği kalamıyoruz yalnız. Doğamız gereği ihtiyaç duyuyoruz yanımızda bir can yoldaşı olmasına… Ama bazı insanlar çok başka; onlar hem en güzel anlarımızın sahibi, hem de canımızı en çok acıtanlar olarak kazınıyorlar kalbimize…  Zaten derler ki, insan en çok sevdiğine kızar, sevdiğine küsermiş…

Eski defterleri açıp bir bakmak lazım ara ara. Dönüp geçmişin tozlu sayfalarını karıştırmak ve hangi yollardan geçip bu günlere geldiğini görebilmek gerek. Belki o zaman daha da netleşir bugün ki davranışlarınızın sebebi…  Ara ara ben de yapıyorum bunu ve diyorum ki “Vay be ben eskiden böyle değilmişim, neler yaşamışım da bu hallere gelmişim.” Bunu kötü olarak algılamamak gerekiyor. Zira hayat bazen bize kötü günler yaşatıyor; daha iyi günleri görebilmemiz için. Eskiden canımı acıtan şeylerin artık bende hiçbir his uyandırmadığını fark ettim mesela. Ya da eskiden umursamadığım şeyleri artık ne kadar da önemsediğimi… Değişmeyen tek bir şey vardı hayatımda o da her durumda kaldırıp başımı gökyüzüne gülümseyişim. Her durumda “Ben bunun üstesinden gelirim.” Deyişim. Her durumda “Allah’ım sen kalbimi bozma.” Diye dua edişim…


Şimdilerde hayatımın bambaşka bir boyuta geçiş yapmasına karşı tepkisiz kalmaya çalışıyorum. Şimdilerde hiç gitmez dediklerimin nasıl da ardında kalanı düşünmeden çekip gidebildiklerini anlamaya, anladıklarımı ise sindirmeye çalışıyorum. Aslında körü körüne yalnız oluşlarımızı, yanımızdaymış gibi gözüken onca insanın aslında yanımızda olmadıklarını anlamanın neden bu kadar zor olduğunu kavramaya çalışıyorum. Şimdilerde zaman diyorum; yaralarımı sarar, unutturur, alıştırır, değiştirir…

Şimdilerde yüzleşiyorum insanların yalanlarıyla. Geçirdiğim tüm o zor süreçlerden sonra kimin haklı, kimin haksız oluşundan çok, olayların nasıl bu boyuta gelebildiğini sorguluyorum. İnsanların fütursuzca konuşmalarından, yargılarından, doğru bildikleri yanlışlarından, hırslarından, bencilliklerinden… Hepsinden ama hepsinden fazlaca nasibini almış biri olarak şimdilerde kendi küçük dünyamı kurmaya çalışıyorum. Aslında sonunda kendi kendime kalışımın zaferini ama aynı zamanda da bunun ağırlığını sindirmeye çalışıyorum.


Yani demem o ki; biraz bocalıyorum.
Yani demem o ki; biraz korkuyorum.
Biraz üzülüyorum.

Ama tüm bunlara rağmen; sonunda başarmış olduğum tüm bu şeyler için kendimle gurur duyuyorum.

Aklında olsun sevgili okuyucu; ne yaşarsan yaşa önce kendine karşı acımasız ol ama en önce gene de sen kendinle gurur duy. Çünkü sen, sana inanmazsan geride kalan insanların hakkında ne düşündüğünün hiçbir önemi kalmaz...

Hoş kal, hoşça kal okuyucu...

- kubraslisen

17 Temmuz 2017 Pazartesi

"Bi düşün"

Merhabalar Sevgili Okuyucu...

Bugün de kalemimizi durdurmaya çalışanlara inat; bugün de duygularımızı sönürmeye çalışanlara inat daha güzel bakalım istiyorum dünyaya... İnsanların garip hırsları, boş beklentileri ve haybeden yaşantılarına rağmen biz dolu dolu yaşayalım istiyorum...

Bazı geceler kendini dışarı atıp sabaha kadar dolaşırım bu şehrin dar ve bozulmuş yollarında... Her bir kaldırım taşı yaşanmışlık taşır bana göre... Bazı sokak aralarında hızla yürüyen orta yaşlı amcalar olur; onlar genelde ek işlerinden dönen üç çocuk babası fedakar adamlardır. Bazı sokaklarda apartman boşluklarına saklanmış çocuklar olur; 3 5 genç birarada genelde ne yaparlar ki? Bazılarının olduğu yerden bir duman yükselir, bazılarının olduğu yerde çekirdek çöpleri vardır, kahkaha sesleri eşliğinde...

Bu şehrin sokakları sanıldığı kadar korkutucu değildir aslında; gözlerinizi açıp bakmasını biliyorsanız şayet... Bu şehrin sokakları yeterince yorgun, yeterince yıpranmış, yeterince yara almış... İnsanları gibi...

İstanbul'u, İstanbul yapan o dar ve kirlenmiş sokakları...
İstanbul'u, İstanbul yapan o yorgun ve yıpranmış insanları...

Ve ben bu şehrin müptelası...

Bazı geceler şehrin en kuytu köşesinde bir yer edinip kendime yıldızları izliyorum sabaha kadar... Gecenin sakinliğini, dinginliğini... Ay ışığının aydınlattığı yüzümle bekliyorum güneşin doğuşunu...

Sonra insanlar çıkıyor bir bir yüksek katlı apartmanlarının ufacık dairelerinden; uykulu, telaşlı, yorgun... İnsan bütün gece uyuyup da nasıl yorgun kalkar? Bunu en iyi İstanbul insanı bilir. Başkalarının çok önemli işlerinin devam edebilmesi için kapasitemizden çok çok daha fazlası kadar çalışmak için koşarız her sabah... Tabi bu biraz da bizim yaşamımızı devam ettirmemiz için gerekli ya... Neyse boşversenize...

Diyorum ki... Her gün yüzlerce insanın yüzüne bakıyorum... Sokakta çiçek satan bir çingeneye, kucağında ufacık bir bebekle elini açmış dilenen bir anneye... Okula giden genç bir kıza, ellerinde sigara ile hızlı hızlı giden birkaç genç oğlana... Ayağında topukluları, bir kolunda el çantası bir kolunda laptopu koştura koştura bir toplantıya yetişmeye çalışan kadınlara, markette kasiyerlik yapanlara, günde yüzlerce hastaya bakan bir doktora, hemşireye, hala sokakları süpüren çöpçü amcaya, çarşı iznine çıkmış bir askere, devriye dolaşan bir polise, belki bazen bir hırsıza, bir suçluya, bazen bir masuma...

Hep bakıyorum... Gözlerine bakıyorum en çok... İnsanın yüzüne baktığınızda alıyorsunuz yaşanmışlıklarını, gözlerine baktığınızda ise okuyorsunuz satır satır hayatlarını... Baktığım yüzlerce insanın gözlerinde bir parça mutluluk arıyorum, arıyorum ama bulamıyorum... İnsanların bu kadar mutsuzluk içerisinde nasıl hayatlarını devam ettirebildiklerine bakıyorum... Yaşıyorlar işte; Allah'a emanet. Yaşamak zorunda oldukları için yaşıyorlar, başka türlü yaşamaya bilmedikleri için, başka bir yolu olmadığı için...

Ama bence...

Bir gün bırakın her şeyi. Oturun da bir düşünün; bir robottan ne farkınız var? Bir gün oturun ve kendinize vakit ayırın; kendinizi dinleyin, kitap okuyun, film izleyin, hiç gitmediğiniz bir yere gidin... Ne bileyim ya sizi gerçekten mutlu edecek bir şeyler yapın. Durmayın öyle yaşayın ya harbiden yaşayın. Azıcık gülsün ulan gözleriniz... Biz ne ara bu kadar mutsuz bir toplum haline geldik... Biz ne zaman değer bilmez, kıymet bilmez bir hale geldik...

Şu sıralar hayatımın her alanında mutlu olmakla meşgulüm bu yüzden. Yaşadığım ya da yaşayabileceğim tüm sıkıntılara göz kırpıp işime bakıyorum. Beni ne mutlu ediyorsa, ötesini berisini düşünmeden ona koşuyorum. Hayatımda kim varsa, onlara sonsuz sevgimi sunup bir karşılığı olur mu olmaz mı, düşünmüyorum. Çünkü hala daha birilerine değer verebilecek kadar güzel bir kalbim var... Çünkü ötesini berisini düşünmeden yaşamak için çok nedenim var. Çünkü mutlu olmak için çok az zamanım var...

Sen de bir düşün okuyucu, ne kadar seviyorsun bu hayatı? Ne kadar mutlusun? En son ne zaman kalpten birine değer verip, ona onu sevdiğini söyledin? En son ne zaman birine sarıldın? En son ne zaman samimiydin birine karşı?

Bir düşün istersen... Bir düşün !


Sevgiyle kal,
Mutlu kal,
Hoş kal okuyucu...

26 Mayıs 2017 Cuma

Aşk Biraz Da...

“Aşk bir mantık hatasıdır.”

Aşk aptallıktır,
Aşk gözlerinin bu dünyadaki her insana kör, tek bir insana gökyüzü olmasıdır.
Biraz kaybediştir,
Biraz yalvarış belki biraz yakarıştır ama en çok da yanıştır; YANMAKTIR!

Asla bir arada göremezsin gerçekten sevenleri; çünkü onların hikayeleri asla “Mutlu Son” ile bitmez.
Mutlu son diye bir şey var mıdır? Aşıklar bunu bilmez.
Hasreti bilir, acıyı bilir, cayır cayır yanarken içi gene de gülümsemeyi bilir.
Kimse anlamasın diye gözlerini kaçırmayı, kimse duymasın diye daha kısık sesle konuşmasını bilir…

Aşk, biraz yaşanmışlıksa şayet, koskocaman bir yaşanmamışlıktır.

Bu yüzden aslında AŞK en çok sızlanıştır.


-kubraslisen"


18 Mayıs 2017 Perşembe

"Masumiyetim"

Her insanın masumiyete bir bakışı vardır bilir misin?
Kimi der ki bir insanın en masum yeri; henüz kirletilmemiş elleridir, daha hiç öpülmemiş dudakları ve hiç yaşlanmamış gözleri...
Kimisi için masumiyet söylenmemiş sözler iken, kimisi için saklanılmayan gerçeklerdir...
Senin için masumiyet ne demek bilmiyorum ama benim için masumiyet İstanbul kadar dağınık, İstanbul kadar eski ama İstanbul kadar yorgun bir kavram. Bilirsin kaç savaşa ev sahipliği yaptı; kaç defa fethedildi de yıkılmadı bu şehir...
Kimisine göre mağrur, kimisine göre kirli ama aslında en çok bu şehir masum.
Öyle bir güzelliği var ki; içinde yaşarken boğuluyor AMA biraz uzaklaşsan deli gibi özlüyorsun.

Çünkü bu şehir en çok huzurdur; soğuk gecelerde yalnızken insan...

Bu yüzden en masum hallerimi bu şehre sakladım ben! Hiç dolaşmadım bu şehrin kız kulesine bakan sokaklarında el ele mesela... Yanımda duracaksa birisi o gerçekten kalbimde hissettiğim insan olmalıydı ve ben ancak o insanla birlikte paylaşabilirdim, masumiyetimi sakladığım bu şehri... İşte bu yüzden önünden dahi geçmedim Galata Kulesinin, işte bu yüzden hiçbir erkeğin elleri tutamadı ellerimi ben Kız Kulesini izlerken...

İşte bu yüzden en özel anlarımı sakladım bu şehre ben. Çünkü biliyordum ki benim masumiyetim; bir başkasının canını acıtmayan kalbimdedir. Bir başkasının pis niyetlerine karşılık arsızlaşmayan yüreğimdedir. Aslında benim masumiyetim; tüm iyi niyetlerimi koyup cebime hep efendi gibi yoluma bakışlarım, sessiz kalışlarım, yaralarımı kendi kendime sarışlarım...

Benim masumiyetim...
Hala tertemiz tutmaya çalıştığım KALBİMDİR.






"kubraslisen"



12 Mayıs 2017 Cuma

Son Defa!

Merhaba Sevgili Okuyucu...

Dönüp duran şu dünya içerisinde, nefes alış verişlerimizin ne kadar değerli olup olmadığını sorguluyorum şu sıralar... Öyle ki akan zaman içerisinde ne kadar samimi yaşadığımız ya da yaşattığımız bir muamma...

Zaman çoğu anlarda bize sadece yara... Hep yaşıyoruz iyi ya da kötü bir şeyler... Hepsine karşı gülümseyip ayakta kalmaya çalışıyor ve bazen bize yara olan şeyleri sadece pansuman edebiliyoruz... Diyoruz ki; "Zaman her şeyin ilacıdır.". Oysa bu koskoca bir yalandır. İlaç değildir zaman; merhem hiç değildir. Zaman insana sadece bazı şeyleri geride; biraz daha geride bırakmayı öğretir. Zira insan zaman içerisinde yaşadıklarından daha kötüsünün de olduğunu öğrenir.


Zaman, zaman, zaman... Ahhh zaman... Şimdi düşünüyorum da 27 yılıma neler sığdırdım; neler neler... Her acı da bundan daha büyüğü olamaz derken, hayat bir tokat gibi yüzüme çarptı; hiçbir zaman daha azı veya daha çoğu olamayacağını... Hep daha fazlası olabilirdi ve yaşananların hepsi insanın en derinlerinde hep bir iz gibi duruverirdi...

Son bir yılda yaşadıklarım, yazdıklarım, hissettiklerim... Dönüp dönüp baktığım acı birer hatıradan ibaret şimdi... Bazen ileri doğru gitmeye çalışırken önüme sadece bir engel, bazen sadece bir kılavuz... Önemli olan; bilincinde olmak; yaşanan her şeyin...

Artık biliyorum ki aradığım o samimiyet bu dünya üzerinde bulamayacağım tek şey... İsterdim ki kalbim kadar temiz düşlerimin arasından baktığım, (ya da!) bakmaya çalıştığım o insanlar gözlerimdeki inanma isteğini görsün... İsterdim ki kalbimi sınırsızca açmaya meyilliyken ben; olur olmadık parçalamasınlar beni. Her gelen bir parça daha fazla aldı; her gelen biraz daha fazla acıtarak gitti.






İnanmayı istemek benim tercihimdi; acıtmayı seçmek onların.





Bazen biri geçiyor karşıma ve bana diyor ki: "Korkuyor musun benden?" Diyemiyorum ki; "Nasıl korkmayayım ulan her gelen daha kötüsünü yaşatarak gidiyor." Diyemiyorum ki; "Nasıl korkmayayım ulan!" Diyemiyorum işte; diyemiyorum. Sadece susup bakıyorum; öyle boş öyle anlamsız... İnsanların olur olmadık savurdukları yargılarına karşı hep sessiz kalmayı tercih ediyorum. Şimdilerde bir sığınak edinip kendime; kendimi saklıyorum geride kalan her şeyden.

Bir haftadır aynı şeyleri düşünüp duruyorum ve diyorum ki kendime; "Artık zamanı geldi, haydi kalk artık." Şimdilerde hep bahsettiğim o melek kalbime, çiçek ruhuma yakışanı, asıl güzel duranı, hak ettiğini vermenin peşindeyim. Şimdi bir uçurumun en uç noktasında durmuşum öylece; yüzüme vuran esintiye gülümsüyorum sadece.


Son bir haftadır "Dur!" deyip zamana; durdurdum yaşadıklarımı ve dahi yaşayacaklarımı... Her akşam bir şekilde yanımda olan sığınağım; çocukluğum, olgunluğum, anneliğim... Bazen deliliğim, bazen sakinliğim... Ben ilk defa en güçsüz yanımı birine emanet ettim ve sen o halimi korumak için beni bir şekilde hep izledin... Şimdi istiyorum ki; beni tanıdığın gibi kalayım... Şimdi istiyorum ki son defa ağlamış olalım... Şimdi son defa inanmış, son defa yaralanmış olalım ve ayağa kalkalım.

Ne sormuştun sen bana; "Bu kadar mı zordu?". Sana hiç yalan söylemedim be küçüğüm... Gene de söyleyemedim. Ama biliyor musun şimdi daha güçlüyüm. Şimdi daha sağlam basıyor ayaklarım yere.

Şimdi tüm bunlar bir veda, bir haykırış, bazı bazı yakarış ama ömrüm boyunca karşı konulamaz bir nefret olacak. Ve her sorduğunda kendi kendine verdiğin cevap gibi olmayacak...

Her şey güzel olacak miniğim... 

Sadece şimdilik!

Toparlanıp gidiyorum ve bu son veda.

Kırıklarımı alıp yanıma gidiyorum ve bu son kırılma.

Son defa dokundum ben hayata, kırılgan bir çiçeği ellerimde tutar gibi.

Son defa uyudum; sanki sonu hiç gelmeyecekmiş gibi. 

Son defa uyandım bitmesini hiç istemediğim bir rüyadan... 

Son defa...
Son...

O zaman hoş kalsın hüzünler artık, biz hayatın engebeli yollarında düşe kalka yürümeye devam edelim. Şimdi inanabilirsin miniğim; her şeyin güzel olacağına... 


24 Mart 2017 Cuma

Kitap Önerim: Ahmet Batman - Korkma Kalbim





Kitabın Yazarı: Ahmet Batman
Kitap Türü: Deneme
Yayınevi: Destek Yayınları
Yayınlandığı Yıl: 2015 (15-12-2015)
Sayfa Sayısı: 216


Selamlar Sevgili Okuyucu;

Bir solukta okuduğum bir Ahmet Batman kitabı ile karşınızdayım... Daha önce yazarın adını duymayanlar için; 2013 yılında okuyucu ile buluşan ilk kitabı "Soğuk Kahve" ile hatırı sayılır bir kitleye hitap eden yazar aynı yıl içinde "Sabah Uykum" u da piyasaya sürerek; okuyucunun hafızasında güzel bir iz bırakmış ve üçüncü kitabı "Bana İkimizi Anlat" ile de yerini iyice sağlamlaştırmış. Şuan bu yazıya konu olan "Korkma Kalbim" ise dördüncü ve en son kitabıdır.

Gelelim o zaman bu kitabın hikayesine; bana göre kitabın genel bir hikayesi vardı. Ahmet Batman hatırı sayılır bir okuyucu kitlesine sahip, iyi bir yazardır ancak şahsi görüşüm bu kitabın bir başarısızlık olduğudur. Kitabın başından sonuna kadar bir çok önemli noktayı aslında tahmin ederek okuyorsunuz. Bilenler var mıdır bilemem ama Wattpad diye bir uygulama vardır; amatör birçok yazarın ya da yazar olmak isteyenlerin sanal ortamda kitap yazdığı, insanların da bu kitapları ücretsiz okuyabildikleri bir platform. Ben Wattpad üzerinden çok kitap okurum; zira bazıları gerçekten muhteşem hikayelere sahiptir. Her neyse konumuz bu değil. Wattpad de okuduğum kitaplardan birini okumuş gibi hissettim açıkçası. Hikaye çok ilgi çekici ya da merak uyandırıcı değildi ancak kitabın her sayfasında da altı çizilecek bir cümle bulabiliyordunuz. Ben bunu şu şekilde yorumlarım; 216 sayfa içerisine serpiştirilmiş birkaç güzel cümleden ibaret bir kitap.

Bu kitabı raflarınıza yerleştirmek isterseniz eğer; sağlam bir hikayesi olmadığını biliniz isterim. Ancak boş okumuş da sayılmazsınız. Zira bazı cümleleri gerçekten insanın içerisine işliyor. Son olarak kitaptan bir kaç cümleyi sizlerle paylaşmayı tercih ederim. Zira aslında bir kitabı anlatan en güzel cümleler; kendi içinden alınan cümlelerdir...

Sevgiyle kal, hoş kal, hoşça kal okuyucu...

"Açıkçası kimse hayal ettiği gibi yaşamıyor. O yüzden kendini çok da harap etme. Yolun sonu belli, herkes ölüyor."


"Ne kadar zamanımız kaldı bilmiyoruz ve hala birbirimize geç kalmak için oyalanıyoruz. Korkak kalplerimizi birine sunmaya cesaret dahi edemiyoruz. Oysa insan koşmalı sevdiğine bir şarkıları daha olması için, beraber bir film daha izleyebilmek için, elini birkaç dakika daha fazla tutabilmek için…"

"Çünkü ben bugün en çok da kandırılmış gibi hissediyorum.
Sevgisinin karşılığını alamamış bir kedi
Başı okşanmamış bir köpek
Bir kere ısırılıp yarım bırakılmış bir elma
Yarısında değiştirilmiş bir şarkı
Birkaç harfi çalışmayan bir daktilo
Tek küreği kayıp bir sandal
Raydan çıktığının farkında olmayan bir tren
Pili bitmiş ve zamandan habersiz bir saat
Sabaha kadar çalışıp sınavdan kalan bir öğrenci
Avucundaki birkaç bozuk parayı kanalizasyona düşürmüş bir dilenci
Attığı hiçbir mesaja cevap gelmemiş bir aşık
Ve en çok da bir başıma hissediyorum.
Ben bugün hiç tamamlanmayacakmış gibi yarım,
Bitmeyecek bir şiir gibi yorgun
Soluk yazan bir kalem gibi halsiz hissediyorum.
Bugün iliklerime kadar ben olan bir kadından vazgeçiyorum.
Ben bugün ölüyorum da, sadece gömülmüyorum.
Gözümden akan yaş değil
Üzerime yağan yağmur değil.
Bu tükenmişlik ben değil.

Ben bugün en tükenmiş halimle bile seni seviyorum."

-kubraslisen