23 Haziran 2018 Cumartesi

#yazmakyaşanmamışhayattanintikamalmaktır

Ah benim yüreğimin sızısı, kalbimin en sancılı ağrısı...
Ah benim sonu gelmez yalnızlığım, bitmeyen sevdam, sönmeyen ateşim...
Bir zamanlar başını göğsüme yasladığında, gözlerini kapatıp da duyduğun her bir kalp atışımda hissettiğin aşkımla... Çoğu zaman bana hüzünle bakan gözlerinle... 
Çok savaştım... Çok yenildim, çok yaralandım...

Ama ne var biliyor musun? Uzun uzun yüzüme baktığında, gözlerime değen gözlerinden satır satır okudum senin o keşkelerini... Yıpranmışlıklarını, yaralarını, kaybettiğin dünlerini ve kazanamayacağın geleceğini... Hepsi için omzuna yüklediğin yükleri, kendine kızışlarını, cezalarını, suçlarını ve sonra yarım kalmışlıklarını... Sonra her biri için kalbimi bin parçaya bölüp, her bir parçasıyla ayrı ayrı sarıldım o yaralarına... Bir insan kaç parçaya bölünebilirse o kadar bölündüm, o kadar azaldım, o kadar çoğaldım. Seni saran yanlarımın, beni öldürdüğünü bile bile yaptım bunu... Senden önemli tutmadım hiçbir yanımı, senden daha değerli görmedim bu kahrolasıca canımı...

Bilmiyorum; belki bugüne kadar kimsenin dokunamadığı bir yanına dokunabilmişimdir ya da belki de öyle zannetmişimdir. Belki bu kadar sevmeseydim, bu kadar sessizleşemezdim. Bilmiyorum. Kimseye ama hiç kimseye değil! Sadece sana mutluluk getirsin diye bu hayat, yüreğimi harcamaktan korkmuyorum.

Çoğu zaman sonu trajediyle biten bir filmi izler gibi izliyorum hayatımı, bizim olduğunu zannettiğim o hayatımızı... Dışarıdan bakınca kimsenin anlayamadığı ama iliklerime kadar hissettiğim o acıyı... Hangi yöne dönsem suratıma kapanan kapıları, çıkmaz sokakları... Ezberledim. Bu yüzden belki de şimdi; kafamı kaldırıp da bakamıyorum etrafıma... 

Göğe bakmak umut etmektir; toprağa bakıp kendimi çekiyorum yerin altına... 

Hiçbir gecem aydınlığa varmıyor gönül sızım.
Ses tonum düzelmiyor.
Gülmek gelmiyor içimden ve gözyaşlarım bitmiyor.
Hangi sebebe yansam, hangisine üzülsem bilmiyorum.
Bilmiyorum. Bilmiyorummmm!!! 

Ama yine de binlerce kez şükrediyorum...
“Yine de, her şeye rağmen şükürler olsun ki şu kısacık hayatımda birini bu kadar saf ve temiz bir şekilde, bu kadar gerçek ve böylesine güzel sevebildim, kendi gözümden bile sakınır derecede bu kadar güzel bir aşkı yaşayabildim.”

Zaten elinde sonunda her hikaye mutlu sonla bitmez bilirim...
Bu yüzden yine de binlerce kez teşekkür ederim.
Sen bana bu hayatta gerçekten bir kalbim olduğunu hissettirdin.

İnsan her konuda yanılabilir caniçim; her konuda!...
Ancak kalbinde gerçekten hissettiğin yanıltmaz seni.
Yanılmadığımı biliyorum!!!
Biliyorum da...
Yaşatmaya gücüm yetmiyor, yetmeyecek...
İşte bu yüzden bu aşkın sonu ancak ve ancak bir kitabın son sayfasında mutlu sonla bitecek... 
Bizim için sonsuz bir yol açtım kendime. Bilmediğin çok şeyi sakladım o yollara... Seninle beni bir araya getiren kaderin de bir bildiği vardı sonuçta... Asla pişman olmadım sana yandığıma, kandığıma, kanadığıma... Asla da olmayacağım... Seni sevdiğim, böylesine güzel görebildiğim için... Asla pişman olmayacağım...

Şimdi biraz hak ver bana... Bunca güzel şeyden sonra, bir şekilde ayrılan yollarımızda tek başıma çok da sağlıklı kalamıyor düşüncelerim sonuçta...

Tek bir şeyi biliyorum.
Benim sevgim sonsuz.
Bizim hikayemiz mutsuz...

Bu sonu haketmediğimizi bildiğimden; şimdi en baştan yazıyorum bu hikayeyi ben. Sensiz.

Umarım bir gün sen de o hikayeye rastlarsın, rastlayacaksın...
O zaman geldiğinde gerçekten beni anlayacaksın...

&

Bugüne kadar tek derdim iyi olmandı. Şimdi yine de öyle. Nerede, nasıl, ne yapıyor olursan ol... 
Mutlu ol,
Sağlıklı ol,
Huzurlu ol,
Güvende ol...

Benden olabildiğince uzak ol. 
Ama iyi ol...

-kubraslisen"

3 Haziran 2018 Pazar

Bu benim Vedam!

Sonra insanlar geçip karşına anlatmaya başlayacaklar sana; ne kadar zor süreçlerden geçtiklerini, ne yaptıklarını, nasıl dayandıklarını... Sonra sıralayacaklar sana; ne kadar güçlü olduğunu, kimisi diyecek ki "Annen için yapma!", kimisi baban, kimisi ailen, kimisi evladın, kimisi başka bir şey için... Özünde her insan kendi yaşanmışlıklarını yükleyecek sana ve sen onları dinlemiş olacaksın sadece...


İnsan... Kadın ya da erkek fark etmeksizin insan... İnsannnn...

Her şeyden önce insanım ben; bilmiyorum farkında mısınız?
Etten kemikten bir insanım; bedenimin içinde saklı olan bir kalbim var. Bakmaya dahi korktuğum yara izlerimi taşıdığım bir bedenim, iki elim, iki gözüm var... Avuç içlerime tel tel dökülen saçlarım, hatta beni gittikçe çirkinleştiren, üzüntülerimi dışa atan sivilcelerim bile var... O bedende taşıdığım çeşitli hastalıklarım var, ve beni kadın yapan, anne yapan bir karnım var; içinde başka bir insan daha taşıyabileceğim... 

Önce insanım işte tam da bu yüzden!!! Ve her insanın kaldırabileceği bazı şeyler vardır. 50 kiloluk bir insana 500 kiloluk bir ağırlık yüklemeye çalışırsanız o ağırlığın altında ezilip, nefessiz kalır... En sonunda da ölür zaten. Şimdi şu lanet olasıca bedenime tonlarca ağırlık yüklemişler bir de utanmadan taşıyacaksın ulan başka çaren yok diyorlar. Nefes alamıyorum diyorum. Hayır. Alacaksın diyorlar. E iyi madem diyorum. Zira ben söz dinlemeyi çok iyi bilen çalışkan bir öğrenci olmuşumdur her zaman. Değil mi?

Beni tanıyan herkes karşıma geçip şunu söylüyor bu sıralar: "Neler atlattığını, ne ölümlerden döndüğünü ikimiz de biliyoruz. Bu kadar yıpratma kendini, zaman ver... Zor olacak ama geçecek." Bu bir çeşit sen güçlüsün, başarırsın demektir. Değilim. Neden biliyor musun okuyucu?

Çünkü benim kapasitem bu kadardı... O kapasite çok zaman önce dolup taşmıştı... Bu yüzden şimdi dayanamıyorum, nefes alamıyorum, bu acıyla sağlıklı düşünemiyorum, sağlıklı kalamıyorum, her gece kalbimi durdurmak için denemeler yapıyor ve ağlaya ağlaya vazgeçiyorum. Neden biliyor musun? Çünkü ufacık, ufacık, çok ufacık bir umuda sarılmak istiyorum. Olmayan o umuda sarılabilmek için bahaneler üretiyorum ve bulamayınca gene başa dönüyorum.

Şimdi canımın parçasından deli gibi kaçıyorum. Yüzüne nasıl bakacağım bilmiyorum. Belki de bu hayatta sahip olabileceği en güzel şeyi ondan almak zorunda kaldım. Buna mecburdum. Onun benden başka sığınacağı tek bir limanı yoktu. Olabilme ihtimalini aldım. Buna mecbur bırakıldım. Tercih etme lüksüm yoktu çünkü. Ben ona sarılıp kokusunu içime çekerken, bir başka kokuyu alamayacak olmanın yükünü nasıl taşırım. Bilmiyorum. En çok ona yaşattığım bu süreçleri nasıl görmezden gelebilirim. Bir gün bana bunun hesabını sorduğunda; nasıl başa çıkabilirim. 

Tek bir ihtimalimiz vardı; yok ettim. Özür dilerim.
Bunu mu söyleyeceğim. 
Hangi yüzle?
Hangi hakla?
Hangi vicdanla?

İçimde bir yerlerde en çok o hissediyordu; en çok o istiyordu. En çok o söylüyordu. Nasıl sakin kalabilirim? Nasıl ağlamam, nasıl üzülmem, nasıl kızmam kendime, nasıl izin veririm tüm bunlara....

Nasıl ulan nasılllll?

Bir kişiye değil binlerce kişiye karşı hissettiğim bu suçluluk duygusunu nasıl bastırabilirim? Peki, bunca şeye rağmen tüm bunlara sebep olandan nefret dahi edemememi nasıl açıklayabilirim?

Ne yana dönsem suratıma kapanan kapılar ardında sıkışıp kaldım. Elinde sonunda yalnız kalıp; tüm bunlarla savaşacak bir güç arıyorum. Bulamıyorum. Herkese karşı suçlu hissettiğim şu benliğimden, böylesine sızlayan kalbimden ve her şeyden çok ellerimden. Nefret ediyorum...

Ellerim... 
Yaz kış üşüyen, hep sızlayan, hep yazan, hep çizen, hep çalışan ellerim... Bir yaraya merhametle dokunan parmaklarım... Bir evi güzelleştiren, bir evi yuva yapan, bir kalemi kağıtlarla buluşturup onu kitap yapan ellerim... Evladına dokunan, bir zamanlar sevdiğinin avuç içleri ile buluşan ellerim... Lanet olasıca ellerim...

Bana tüm bunları unutturacak bir umut var mı? Bilmiyorum. Kendimi öyle bir umut olacağına inandırmaya çalışıyor ve aklımdan geçenleri yapmamak için sakin kalmaya çalışıyorum. Gene de ayaklarım her gece aynı pencerenin önüne getiriyor; aynı yüksekliğe çıkarıyor beni. Her gün aynı denizin kenarına gidip bakıyorum Marmara'nın güzelliğine... Saatlerce o güzelliğe bakıp düşünüyorum. Saatlerce...

O zaman şimdi bu bir veda yazısı olsun; bugüne kadar hayatıma iyi kötü değen her insana...

Sizler kadar akıllı olamadığım için özür dilerim.
Sizler kadar güçlü olamadığım için özür dilerim.
Gereğinden fazla merhametli, iyi niyetli ve vicdanlı olduğumu söylerdiniz. Bunun için de özür dilerim.
Şimdi önümde hiçbir ışık göremediğim için özür dilerim.
Hiçbir zaman tam bir ailem olamadığı için en çok oğlumdan;
Hep anneme hasret kaldığım için annemden,
Yeterince sevgimi veremediğim, doyamadığım, yaşayamadığım aşkımdan...
Özür dilerim...


Bu dünyaya bir daha gelme şansım olsaydı iki şeyi yine de her şeye rağmen yanımda isterdim. Biri oğlumdur. Diğeri sızımdır. 
Biri benden bir parçadır, diğeri beni ben yapandır.
Olduran, güldüren, ağlatan ama en çok hissettiren.
Bana nefes veren, verdiklerini almaktan asla çekinmeyen ama hep çok seven, çok sevdiren... Tüm olumsuzluklara rağmen kusursuz bir güven ile bağlı kaldığım, kusursuz bir sevgi ile tutunduğum... İlkim, sonum... 

Ben senin en kötü halinin, en acımasız yanlarının, en samimi hallerinin ve en sızlatan sözlerinin... Ben senin dünün, bugünün ama asla yarının... Belki başka bir yerde, başka bir zamanda gözlerime değecek olan o gözlerinin bana nasıl baktığını bilirim...

İçimi titreten hallerini nasıl sileyim? Üzüntülerimi silip atmak için çırpınan, yüzümü güldüren... Ağlatırken bile mutlu eden... Beni alıp bambaşka bir dünyada sadece kendine saklayan... Kendinden bile koruyan ama başka kimsenin sevmesine müsaade etmeyecek kadar kendinden bir parça sayan... Kızdığında bile kıyamayan; severken hiç saklamayan... Ellerime bir şahesere bakar gibi bakan ve asla bırakmayan... Yolun sonunda ne olursa olsun; sen olsun diyen... Bir gün ayrı kalsa ertesi gün saatlerce sarılıp bırakmayan... Bana yürüdüğüm o dikenli yollarında; gül bahçesini sunan... Tüm çıkmazlarından; tüm gözyaşlarından, tüm korkularından kaçıp sığındığın kalbim ve tüm kalbimi alıp kendine; pamuklara sarıp sarmalayan hallerin... Hangisini yalan sayıp şimdi hiçliği yaşayabilirim. Canımı en çok acıtanın sen olmasına rağmen gene de tek dermanımın sen olmasını nasıl açıklayabilirim. Bu acıya nasıl dayanabilirim... Nasıl, nasıl, nasıl???

Bilmiyorum. Tek bir şeyi biliyorum ben.

Şayet bir insan gerçekten birine saf bir sevgi ile bağlanmışsa Allah onların yollarını mutlaka ama mutlaka kesiştirir; ama bu dünyada ama başka bir dünyada...

Kalbimin tek doğru yönü olmanın sebebi budur belki. Yüreğimi bu kadar sızlatmanın sebebi. Ve her şeye rağmen yine de "İyiki" diyebilmemin sebebi. İnsan bu kadar çok sevip, bu kadar güzel hissedebildiği birini nasıl hiçe sayabilir ki?

Sayamıyorum.
Ama tek başıma yoluma devam etmeyi; herkesten çok hak ettiğimi biliyorum.

Ben seni her halinle seviyorum.

Bu yüzden en çok sen kendine iyi bak!
Çünkü ben gidiyorum.




-kubraslisen"

18 Mayıs 2018 Cuma

Geceye Not


Gözlerine aşkla bakan gözlerim ne zaman hüzünle bakar oldu?
Seni düşününce gülümseyen yüz ifadem ne zaman soldu?
Ne zaman vazgeçtim umut etmekten?

Bilmiyorum.
Koca bir bilmiyorum.

Gecelerce oturup düşünüyorum; her şeyi kendime yontmak için. Her durumda sadece kendimi suçlamak için. Sonra bir bakıyorum; aslında bunu başarmışım. Yapmışım. Elinde sonunda tek suçlu benmişim gibi kötü davranmışım kendime...

Bu yüzden belki de şimdi, kendinden nefret eden birine dönüşmüşümdür ne dersin?

Bu yüzden belki de...
Şimdi eskisi gibi güldüremiyor beni hiçbir komik mesele...
Şimdi yeterince eğlenemiyorum hayatla.
Şimdi yeterince güçlü kalamıyorum.

Bir insana yapılabilecek en büyük kötülük onun hayallerini çalmaktır derler.

Hayallerimi unutalı çok oldu; gerçeklerle yüzleşeli..
Bir çok şeyi olduğu gibi kabulleneli...

Bu yüzden bir enkazdan farksız olan şu halime şimdi kimseler kızmamalı...

Uğruna çok şeyi feda edebileceklerimiz tarafından asla yeterince değer görmemiş ve de göremeyecek olmamız; bizim kaderimiz...

Ve şayet durum bundan ibaretse; susup oturmalı ve dua etmeli...

BİRAZ DAHA AZ CANIM ACISA KAFİ...

26 Nisan 2018 Perşembe

"Yan Benimle!"


Hadi ama!
Acımasız olma bu kadar da; ben sana bir fırsat verdim.
Hadi ama kör olma bu kadar da;
Ben sana bir yol açtım; sonunu daha farklı düşlediğim.

Hadi yapma be...
Sen istediğin için böyle oldu.
Sen istediğin için o yol çıkmaza girdi.
Sen istediğin için.
Ben değil sen.
Yani aslında özünde ne var biliyor musun?
Sen istediğin için geldin.
Sen istediğin için gittin.

Bana şimdi biraz vicdan muhasebesi gerekiyor...
Bana biraz kırgınlıklarımı hafifletecek nedenler gerekiyor.
Aslında bir tek sen gerekiyor; bir tek gözlerin...
Bir sen gerekiyor şimdi. Avaz avaz bağıracağım... Avaz avaz...

Şimdi sen bir ayaz, ben bir yağmur.
Şimdi sen avaz avaz, ben suskun.
Şimdi sen bir nefes, bense o nefeste sadece bir heves.
Ben kelebek, sen ateş.
Ben idamını bekleyen bir suçlu, sen cellat.
Şimdi sen ayaz.
Şimdi ben avaz avaz...
Şimdi sen adam!!!
Bir insanı ellerinin arasına alıp toprağa gömen.
İdamına karar veren.
Öldüren.
Şimdi sen bir katil; ben bir mahkum.
Şimdi sen sadece ayaz, ellerimi üşüten...

Tüm çabama rağmen bir tek sende bu kadar güçsüz kalabildim.
Tüm çabama rağmen bir tek sana karşı böylesine çaresiz kalabildim.

Yüreğim bir yangın yeri ve o yangını sen başlattın.
Yüreğim bir yangın yeri ve o yangını sen ateşledin.

Öyle mi?
Gitmek mi istiyorsun şimdi?

Öyle mi? Acıtabiliyor musun böylesine umarsızca?
Öyle mi? Hiç miydim gözünde?

Öyle mi ulan? Benim sevdiğim adam bir yalan mıydı?

Öyle mi?

O zaman şimdi...
Başlattığın o yangının ateşinde sen de benimle birlikte yan o zaman...

Geldiğin gibi gidemediğin için; bu kadar kaba olabildiğin için.
Böyle de seni sevebildiğim için.
Bir daha asla olmayacağını, gelmeyeceğini, görmeyeceğimi bildiğim için...

Benim küçük ama masum hayallerimi aldığın için, kırdığın için, yaktığın için...
Paramparça bıraktığın için...

Şimdi sen de yan benimle...

"Gitme" dememe bile fırsat vermedin be adam.
"Gel" dememe izin vermediğin için.

Yan benimle; anlayacaksın nasıl güzel sevebiliyorum seni yokluğunda bile...


-kubraslisen"

21 Şubat 2018 Çarşamba

"Öğreniyorum"


Biraz sonra her şey sona erecekmiş gibi yaşıyoruz aslında.
Sanki yarın olmayacakmış gibi; öyle aceleci, öyle "Son Şansım!" der gibi.

Hani hayatın o patika yollarının sonunda asla düzlüğe çıkamayacakmışız gibi...
Ama aynı zamanda hiç ölmeyecekmişiz gibi...

Evler yapıyoruz katlı, katlı...
Beton duvarlar örüyoruz hiç bıkmadan, usanmadan, yorulmadan... Sadece bu toprak parçalarının üzerine de değil üstelik; insanlarla aramıza da örüyoruz o duvarlardan...

Birbirimizin yüzlerine bakmıyoruz çoğu zaman; umurumuzda olmuyor karşımızdaki insanların gözlerinin içi...
Oysa bir insanın en çok gözlerinin içi anlatır hikayesini... Ne kadar gülerse gülsün mesela; gözleri anlatır en çok; içinde bir yerlerde kan ağlayan kalbini...

Tercih etmiyoruz bir şekilde; birbirimizi görmeyi, birbirimizi duymayı, hissetmeyi... Sonra şikayet etmeye başlayıp, suçluyoruz... Kırıyoruz, kırılıyoruz ve en sonunda paramparça olup dağılıyoruz.

&

Şimdilerde içimi paramparça eden ne varsa; uzaklaşmayı tercih ediyorum.
Şimdilerde gözlerime bakmayan kim varsa; yanımdan uzaklaşsın istiyorum.
Şimdilerde biraz samimiyet, biraz masumiyet,


Ama.
En çok da.
Gerçek sevgiyi arıyorum.

Gerisi yalan geliyor.
Ve ben.
"Elveda" demesini öğreniyorum.


- kubraslisen

5 Ocak 2018 Cuma

Belki biraz...

İnsan hayatı boyunca kaç kere kalbini dinler, kaç kere izin verebilir bir başkasının kalbini kırmasına bilmiyorum. Ancak bir şeyi çok iyi biliyorum ki sonunun kötü olacağını bilse de insan; vazgeçemiyor gönül hanesinin başköşesini bir başkasına vermeyi…

Hani doğamız gereği kalamıyoruz yalnız. Doğamız gereği ihtiyaç duyuyoruz yanımızda bir can yoldaşı olmasına… Ama bazı insanlar çok başka; onlar hem en güzel anlarımızın sahibi, hem de canımızı en çok acıtanlar olarak kazınıyorlar kalbimize…  Zaten derler ki, insan en çok sevdiğine kızar, sevdiğine küsermiş…

Eski defterleri açıp bir bakmak lazım ara ara. Dönüp geçmişin tozlu sayfalarını karıştırmak ve hangi yollardan geçip bu günlere geldiğini görebilmek gerek. Belki o zaman daha da netleşir bugün ki davranışlarınızın sebebi…  Ara ara ben de yapıyorum bunu ve diyorum ki “Vay be ben eskiden böyle değilmişim, neler yaşamışım da bu hallere gelmişim.” Bunu kötü olarak algılamamak gerekiyor. Zira hayat bazen bize kötü günler yaşatıyor; daha iyi günleri görebilmemiz için. Eskiden canımı acıtan şeylerin artık bende hiçbir his uyandırmadığını fark ettim mesela. Ya da eskiden umursamadığım şeyleri artık ne kadar da önemsediğimi… Değişmeyen tek bir şey vardı hayatımda o da her durumda kaldırıp başımı gökyüzüne gülümseyişim. Her durumda “Ben bunun üstesinden gelirim.” Deyişim. Her durumda “Allah’ım sen kalbimi bozma.” Diye dua edişim…


Şimdilerde hayatımın bambaşka bir boyuta geçiş yapmasına karşı tepkisiz kalmaya çalışıyorum. Şimdilerde hiç gitmez dediklerimin nasıl da ardında kalanı düşünmeden çekip gidebildiklerini anlamaya, anladıklarımı ise sindirmeye çalışıyorum. Aslında körü körüne yalnız oluşlarımızı, yanımızdaymış gibi gözüken onca insanın aslında yanımızda olmadıklarını anlamanın neden bu kadar zor olduğunu kavramaya çalışıyorum. Şimdilerde zaman diyorum; yaralarımı sarar, unutturur, alıştırır, değiştirir…

Şimdilerde yüzleşiyorum insanların yalanlarıyla. Geçirdiğim tüm o zor süreçlerden sonra kimin haklı, kimin haksız oluşundan çok, olayların nasıl bu boyuta gelebildiğini sorguluyorum. İnsanların fütursuzca konuşmalarından, yargılarından, doğru bildikleri yanlışlarından, hırslarından, bencilliklerinden… Hepsinden ama hepsinden fazlaca nasibini almış biri olarak şimdilerde kendi küçük dünyamı kurmaya çalışıyorum. Aslında sonunda kendi kendime kalışımın zaferini ama aynı zamanda da bunun ağırlığını sindirmeye çalışıyorum.


Yani demem o ki; biraz bocalıyorum.
Yani demem o ki; biraz korkuyorum.
Biraz üzülüyorum.

Ama tüm bunlara rağmen; sonunda başarmış olduğum tüm bu şeyler için kendimle gurur duyuyorum.

Aklında olsun sevgili okuyucu; ne yaşarsan yaşa önce kendine karşı acımasız ol ama en önce gene de sen kendinle gurur duy. Çünkü sen, sana inanmazsan geride kalan insanların hakkında ne düşündüğünün hiçbir önemi kalmaz...

Hoş kal, hoşça kal okuyucu...

- kubraslisen

8 Eylül 2017 Cuma

Kitap Önerim: Harlan Coben - Kapan


Orjinal Adı: Caught
Yazarı: Harlan Coben
Çeviren: E. Özlem Gültekin
Kitap Türü: Gerilim - Polisiye
Yayınevi: Martı Yayınları
Yayınlandığı Yıl: 2011
Sayfa Sayısı: 505



Selamlar Sevgili Okuyucu,

Bir solukta okuduğum kitaplar listesinde kesinlikle en başı çekmeyi hak eden Harlan Coben'in Kapan'ı; tek kelime ile muhteşem!

Kitabı elinize ilk aldığınızda karmaşık ve anlamsız gelebilir ama yazara güvenin ve okumaya devam edin derim ben... Zira romanı okurken genç bir kızın ortadan kaybolması, iyi bir öğretmenin pedofili ile suçlanarak hayatının alt üst olmasını sindirmeye çalışacaksınız. Ancak sayfalar ilerledikçe işin bu kadar ile sınırlı olmadığını ve başarılı bir muhabirin biraz olayları açığa kavuşturma isteği biraz da iç güdüleri ile hareket etmesi sonucu ortaya çıkanları görecek ve sayfaları daha hızlı çevirmek isteyeceksiniz.

Üniversitede çok iyi arkadaş olan beş genç adamın leşçil bir oyuna dahil olmaları ile hayatları nasıl değişebilir?
Bu değişimler kaç kişiyi etkileyebilir?
Ve tabii ki kitapta bahsi geçen her ölüm, gerçekten bir ölüm müdür?
Sona geldim, olayları çözdüm dediğiniz noktada bu kitabın sayfaları sizi alaşağı edecek ve tüm bildiklerinizi unutup hikayeyi yeniden düşünme gereği duyacaksınız.
İyilik ve kötülüğü sorgulayacak, adaletin elinde sonunda nasıl da yerini bulduğunu ama yine de bazen kendi adaletimizi kendimiz sağlamak zorunda kalmamızı okuyacaksınız. En güvendiklerinize bakıp, en sevdiklerinizi getireceksiniz aklınıza...
Sadece bir gerilim - polisiyeyi değil bir annenin oğluyla olan muhteşem ilişkisini, tolerans gösterdiğimiz birçok şeyin aslında çocuklarımıza ne tür zararlar verebileceğini, bazen içgüdülerimize güvenmemiz gerektiğini, görünenin ardında görünmeyen birçok şeyin olabileceğini okuyacaksınız.

Ve tüm bunların arasında yazarın muhteşem kurgusuna hayran kalıp, kitabı bir kez daha en baştan okumak isteyeceksiniz; her bir satırını daha fazla sindirebilmek için.

O zaman bu şahane Gerilim - Polisiye türündeki kitaptan birkaç alıntı ile yazımıza son verip, iyi okumalar dileyelim...

""Bir süredir ara verdiğim kitap okuma seanslarıma bu kitap ile tekrardan start vermiştim. İyi bir başlangıç oldu; dolayısıyla sayfalarında pek çok satırın altı çizildi. Şayet okumak istersen; yaz bana adresini, benim küçük notlarımla bu kitap hediyem olsun sevgili okuyucum sana...""

Sevgiyle kal,
Huzurla kal,
Hoş kal,
Hoşça kal okuyucum.
 -kubraslisen


"Özgürlüğün bedava olmadığını sık sık duyarsınız. Adalet de bedava değildir."

"Suçlamalar toplum zihninin kanaatleridir. İnsan, masumiyeti ispatlanana kadar suçludur."

"Bu dünyada yaşıyoruz, diğer insanlarla zıt düşünüyoruz. İşleyiş böyle. Çarpışıyoruz ve bazen birileri hasar görüyor."

"Size varsayımsal bir şey söyleyebilir miyim?"
"Ben gerçekleri tercih ederim."


"Tanrı ne yapacağını ancak kendisi bilirdi. O'nun kendisine has bir planı vardı, öyle değil mi? Eğer onun her şeyi bilen ve mutlak güce sahip olduğuna gerçekten inanıyorsanız, sizin ve acınası yakarışlarınızın O'nun bu büyük planını etkileyeceğini gerçekten düşünüyor olamazsınız, öyle değil mi?"

"Sen kaybetmeye dahi hoş bir anlam katıyorsun."

"Geri adım atmak hayatım boyunca bana çok pahalıya mal olmuştu."

"Ben sadece kazanma şansım olan durumlarda savaşırım. Aksi takdirde bunun ne anlamı olur ki?"

"Öfke zaman kaybıdır."

"Şimdi biliyorum ki ben affedilmeye değer, kusurlu birisiyim."